Kritikler

Sodom – Genesis XIX

Alman Thrash Metal efsanesi Sodom nihayet dört yıllık bir aradan sonra 16. Stüdyo albümleri Genesis XIX ile 2020´nin baymış sıkıcı son dönemecinde bize biraz nefes aldırdı.

Steamhammer – 2020 – Almanya 

“Abi Sodom´un yeni albümü hayvan gibi olmuş” 27 Kasım´dan bu yana sıklıkla duyduğumuz bu cümle haftalardır herkesin dilinde. Alman Thrash Metal efsanesi Sodom nihayet dört yıllık bir aradan sonra 16. Stüdyo albümleri Genesis XIX ile 2020´nin baymış sıkıcı son dönemecinde bize biraz nefes aldırdı. Grup kariyerinin son döneminde büyük bir değişime gitmiş, Onkel Tom bütün elemanlara yol vermişti. Grup Eylül ve Ekim aylarında yeni kadroyla piyasaya sürdüğü iki single ile Onkel Tom bütün aleme Sodom´un geleceği hakkında ipuçları veriyordu ve nihayet bütün fanların sabırsızlıkla beklediği albüm çıktı.

Öncelikle söylemeliyim ki bu albümün kesinlikle affı yok. Onkel Tom hem Alman hem de Dünya Thrash metal sahnesinin ayakta kalan en önemli figürlerinden biri ve bu albümde de kariyerinde geldiği noktanın hakkını fazlasıyla veriyor. Sodom kadrosu Angelripper dışında defalarca değişmiş olsada Onkel Tom, Sodom´un köklerine ve bu zamana takip ettiği çizgisine bağlı kalarak ve kadroya kattığı yeni elemanları da bu doğrultuda seçerek her zaman en iyisini üretmeyi başardı ve Genesis XIX albümünde de dört yıllık aranın hakkını veriyor.

Albüm hızdan ve saldırgan tutumundan başından sonuna kadar ödün vermeden ilerliyor. Açılışı enstrumantal parça “Blind Superstition” yapıyor, albümün bütün yıkıcılığına bir ön hazırlık zemini yaratmak adına orta tempolu, sade yapısıyla üzerine düşen görevi başarıyla yerine getiriyor. Hemen arkasından kıyametin kapılarını sonuna kadar açan “Sodom & Gomorrah” harika bir giriş yapıyor, parça daha ilk rifiyle 80li yıllarda hayatımıza giren “Nuclear Winter” ve “Agent Orange” gibi efsane Sodom parçalarını hatırlatıyor, dört dakikayı biraz aşan uzunluğuyla parça Angelripper’ ın hala oldukça saldırgan ve dinamik olan vokalleri ve muhteşem gitar riffi işçiliğiyle dinleyeni bir sonraki parça “Euthanasia” nın önüne atıyor. Slayer ve Testament´in ihtişamlı günlerinden aşina olduğumuz gitar solo kalitesinin adeta bir karışmı bu parçada Musta etkisiyle yüzünüze patlayacak. Sırada albüme adını veren parça “Genesis XIX” Angelripper’ ın gök gürültüsünü anımsatan Bass tonu eşliğinde dinleyiciyi yedi dakikalık bir kaosun içine atıyor. Parça özellikle Sodom fanlarına 80 sonlarında ki “Blackfire” dönemini anımsatacaktır, pürüzlü rifflerin acı veren tatlı yapısı eski Sodom´u bize geri getiriyor. Bir sonraki şarkı “Nicht mehr mein Land”, albümün Almanca sözlere sahip tek parçası, diğer parçalara göre daha hantal bir girişe sahip olsada daha sonra tam bir canavara dönüşüyor. Parçanın başlığı “Artık benim Ülkem değil” olarak çevrilebilir; parçada Almanya’nın içinde bulunduğu son Siyasi-Ekonomik durumu düşününce, son beş yılda mülteci sorunuyla başlayan ve Covid-19 belasıyla perçinlenen halk tepkisine bir gönderme olduğunu düşünmüştüm; ama sözlerde bununla ilgili bir bağlantı yok. Sıradaki parça “Glock ‘n’ Roll” tam bir thrash bombası. Vokaller bana M-16 günlerini anımsattı, parça albümdeki favorilerimden biri, umarım en yakın gelecekte canlı izleme fırsatımız olur. Yedinci track “The Harpooneer”, bir buçuk dakika uzunluğundaki, adeta Black Sabbath´a selam duran bass gitar performansıyla başlayan sakin girişiyle, albümün ikinci yarısı öncesi kısa bir nefes alma molası veriyor. Albümün açılışından itibaren devam eden yüksek enerji “The Harpooneer” ile devam ediyor, albümün ikinci yarısının açılışı için gayet iyi seçim. Bu parçadaki gitar riffi işçiliği ve soloları “Euthanasia” ile birlikte kendini ön plana çıkaran diğer bir parça. “Dehumanizer” albümde ki diğer parçalara göre daha yavaş bir girişe sahip olsada ardından gelen muhteşem riffler ve Onkel Tom´un vokal performansıyla parça, Mordor trollüne dönüşüp kulakları ezmeye devam ediyor.

Tom´un bass tonunda ki old school punk tadı, kaliteli riff işçiliği ve kayıt kalitesi dinleyenlere grubun 80’lerdeki hırçınlığını, öncü isyankar yapısını tekrar hatırlatıyor ve bu durum albümün tamamını hissedilebiliyor. Sodom bu albümde retro hamlesiyle kendi köklerinden gelen ham, saf Thrash Metal´ı modern dokunuşlarla harmanlamayı başarmış. Kayıt kalitesi de bu başarıyı pekiştiren etkenlerden birisi, albüm birçok birinci lig grubunun da efsane statüsüne çıkmış albümlerini kaydettiği ( Moonspell, Tiamat, Unleashed, Sentenced) Woodhouse Studio da yapılmış ve Mastering için seçilen adres Temple of Disharmony ortaklığı, bize bu harika albümün ulaşmasında büyük rol oynamış.

Sodom, 1982 den bu yana devam eden kariyerine göz attığımızda; tutarlı duruşu ve ürettiği birbirinden harika albümlerle tartışmasız efsanevi statüsüne ulaşmış ve konumunu korumaya da devam ediyor. Gruba kim gelirse gelsin Sodom çizgisinde kendi yorumuyla harika işler çıkarıyor, Angelripper´ın vokalleri hala canlı ve agresif. Genesis XIX kesinlikle Sodom ve Thrash metal fanlarını mutlu edecek bir albüm. Dystopia etkisini dibine kadar yaşadığımız bu saçma sapan yılın sonlarına gelmişken bir Metal Müzik faninin en ihtiyaç duyduğu şeylerden biri kesinlikle bu albüm. Kritiği “tavsiye ederim” diye bitirmiyorum, dinleyeceksiniz ya da dinleyeceksiniz.

8/10

2 Yorum

  1. Sağlam albüm, 50’li yaşları geçmiş olmalarına rağmen hala canavar gibi ,bazı aştım ben diyen gruplara duyurulur!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu