Osmose Productions – 2019 – Danimarka 

Denial of God ile birlikte yeniden underground sınırları içinde Danimarka´ya doğru gezintiye çıkıyoruz bu kritikte. 1992´den bu yana aktif olan grup, 25 Ekim´de Osmose Production etiketiyle, üçüncü full-length albümü “The Hallow Mass” i piyasaya sürdü. Evet kulağa oldukça garip geliyor, 92´den beri devam eden bir kariyer ve 2019 yılında gelen üçüncü albüm. Elbette bu, grubun tembel olduğu anlamına gelmiyor, grubun kariyerinde birçok EP ve demo var, görülüyor ki tamamiyle kendi tercihleri.

Grup tarz olarak genel bakışla Black Metal başlığı altına sınıflandırılabilir, işin ayrıntılarına girdiğimizde görülüyor ki oldukça melodik, fazlasıyla Mortis´i, yer yer hızlı bölümlerde ki gitar riffleri ile Nifelheim´ı andıran yapıda müzik üretiyorlar. Bazı mecralarda “Black Horror Metal” olarakta tanımlanıyorlar. Kariyerlerinin başından bu yana kendi çizgilerine oldukça sadıklar. “The Hallow Mass” 1:02:55 dakika uzunluğunda ve toplamda 7 parçadan oluşan bir albüm. Albümü neredeyse 15 dakikalık ”Hallowmass” açıyor, fırtınalı ve uğursuz synth destekli piyano introsu, gayet yumuşak; ama bir o kadar da görkemli, intronun ardından scream vokal, blast beat ve dinleyene 90’lar tarzı Melodic Black Metal´i hatırlatan gitar riffleri ile devam ediyor parça. Grup içinde parça yazımı rolü ağırlıklı olarak Azter (Gitar ve Bass)´in üzerinde ki kendisi bu konuda oldukça başarılı. Parçalara ustalıkla işlenmiş,70´li yıllarda üretilen Rock´ı hatırlatan ayrıntılar mevcut. Azter bu tarz virtüözlük oyunlarını çok iyi yapıyor ki bunları albümü dinlemeye devam ettikçe sırasıyla gelen, “Undead Hunger” ve “The Shapeless Mass” te görmek mümkün. Albümde ki birçok şarkıda akılda kalıcı ve basit gitar riffleri bulunuyor. Azter son dönemlerde ki bir röportajında bu durumu “PopAppeal” kelimesini kullandı ki, sanırım o da albümün genelinde özellikle gitar taramalarının oldukça ön planda olmasının bazı dinleyiciler tarafından rahatsız edici bulunmasının farkında; fakat görülüyor ki bu durum grubun seçimi ve bu konudaki eleştirileri şimdilik görmezden geliyorlar. Davul performansında araya ziller girince davulun ve gitarın performansı birbirinden rol çalıyor. Görüntüsü net olmayan eski bir film kaydı gibi. Davul performansı demişken, grubun davulcusu Galheim´ı, zamanında başarılı performansıyla kulaklarımızı çok yormuş, yine Danimarkalı grup “Exmortem” den tanıyoruz. Denial of God´in tarzı ve parça yapısı bir Death Metal fanı ve müzisyene muhakkak sıkıcı gelecektir, Galheim bu atmosfer içinde elinden gelenin fazlasını ortaya koymuş gerçekten . Soundda gitarların ön planda olma durumu olmasa, albümü en azından bir basamak yukarı taşıyacak performans sergilemiş; fakat ortada böyle bir gitar soundu seçimi söz konusu. Dinlediğinizde mutlaka fark edeceksiniz, bu ayrıntı albüme not verirken eksi puanı dayamanıza sebep olacak. Kritiğin sonuna doğru albüme geri dönecek olursak, kapanışı benim için en akılda kalan parça olan “The Transylvanian Dream” yapıyor. Parçanın hızlı pasajları oldukça akılda kalıcı, hatta bu Melo-Speed yapısıyla eski Blind Guardian melodilerini hatırlatacak kadar iyi; ama gitarlar konusunda dediğim gibi özellikle tarama bölümlerinin ön planda olması hatta bazı yerlerde tek başına icra edilen bölümler, bu parçadan da alınabilecek maksimum hazzı aşağıya çekiyor.

Albümü baştan sona dinlediğimde tepkim genel anlamda olumlu, yazının başında da söylediğim gibi 90’lar tarzı Melodik Black Metal´i andırıyor fazlasıyla, grubun imaji, logo, ön kapak çalışması gibi ayrıntıların hepsi bir araya geldiğinde ortaya çıkan resim bu.

Bu tarz ile aranız iyi değilse pek yaklaşmayın sizi fazlasıyla sıkar; ama diğer yandan tarzın takipçileri böyle underground bir çalışmayı
arşive kattıkları için mutlu olacaktır.

Albümün Yazar Notu:
7/10