Nuclear Blast – 2018 – Norveç

Dimmu Borgir ile ilişkim eskilere, yaklaşık olarak 20 yıl öncesine dayanıyor. Zamanında metal basını
Şebek ve Non Serviam’da adlarını görüp o zaman ki şartlarda albümlerine ulaşmaya çalışmış ve iki
cdyi de aynı anda edinmiştim. Bunlar 97 çıkışlı Enthrone Darkness Triumphant ve o dönemde henüz
çıkan ve Non Serviam’ın da ayın albümü seçtiği Spiritual Black Dimensions’dır. İki albümü hala
severek dinlesem de hep Spiritual Black Dimensions benim gönlümde ayrı bir yerde olmuştur. Sanırım
bunun nedeni Mustis’in varlığı. O dönemde de Dimmu Borgir çok tartışılır burger diye dalga geçilir
konumdaydı ancak dalga geçen kesime katılmadığım gibi Mustis denen bir üstad piyanoda ve synths
de daha önce görülmemiş bir derinlikle katkıda bulunurken tüm düzenlemelerde de etkisini
hissettiriyordu. Bir sonra ki albüm 2001 çıkışlı Puritanical Euphoric Misanthropia ile iyice gönlümde
yer edinen ve gittikçe piyasada büyüyen grup, Death Cult Armageddon ile diğer iki albümden bir tık
altta bile olsa başarılı bir çalışma ortaya çıkarmıştı. Bu başarılı ve efsanevi süreç neden olduğunu hala
anlamadığım bir şekilde yeniden kaydedilen Stormblast MMV ile sendeleyip 2007 de çıkan yeni
albüm In Sorte Diaboli’de sekteye uğradı. Stormblast’ın ilk kaydı benim için muazzam bir albümdü, In
Sorte diaboli ise evet bazı çekici yanları olsa da çok dinlediğim bir albüm değildi. ICS Vortex’in
vokallerine güvendikleri parçalar hariç çoğu akılda kalmayacak bestelerden oluşuyordu. Bu albümden
sonra Shagrath ve Silenoz efendiler çocukluk arkadaşları Galder’i de yanlarında tutup geri kalan
herkesi gruptan şutlayarak yeni bir yola girdiklerini açıkladılar. Bundan sonrası resmen bir dökülme ve
var olan bütün kredileri yok etme süreci içeriyor. Bu sürecin sonunda ortaya çıkan albüm, kapak
çalışmasından yeni imaja kadar rezalet bulduğum Abrahadabra oldu. Son model Dimmu Borgir, black
metal kırıntıları bile içermediğini düşündüğüm bir yola girerek iyice radyo dostu ve popüler bir müzik
ortaya çıkardı. Artık gitarlar değil senfonik kısımlar müziğin temelini oluşturuyor ve bunlar fazlaca
özensiz duruyordu.

Yeni albümü beklerken araya sıkıştırılan bir konser albümü açıkçası ilgimi yeniden gruba çevirmemi,
acaba bir toparlanma olur mu dememi sağlamıştı. Eski dost düşman olmaz diye düşünmüştüm.
Üzerine Shagrath’ın eskiye göz kırpan açıklamaları ve bence güzel bir kapak çalışması da ortaya
çıkınca “albüm iyi mi acaba?” ya da “bu sefer olacak mı?” diye meraklandım ancak sonuç kocaman bir
hüsran olarak duruyor. Dimmu Borgir’in müziğini üç döneme ayırabilirim. Metalle yakından uzaktan
alakası olmayan Stain Aarstad’ın tuşlularda olduğu ilk dönem (ki Stormblast’ın kapanışındaki
muhteşem Dvorak dokunuşu ile senfoni başlıyor havası zaten hissediliyordu), senfoninin müziği eşsiz
bir şekilde zenginleştirdiği popülerliğe adım atılan ve büyük bir grup oldukları Mustis’in klavyede
olduğu dönem ve Mustis sonrası.

Eoian ile birlikte görüyorum ki bu Mustis ve sonrası dönem benim için hiç ilgi çekici değil. Eonian’da
basit düzenlemeler ve üzerine düşünülmemiş, uğraşılmamış, çiğ duran bir senfoni söz konusu.
Eskilere selam göndereceği açıklanan albüm belki de Dimmu Borgir tarihinin üzerine düşünülmemiş
tek albümü. Düzenlemeler zayıf, gitarlar yok denecek kadar az ve silik… Biraz belki Aetheric ve Alpha
Aeon Omega aralarından sıyrılıyor fakat gerisi çok özensiz. Biraz daha zorlarsam bunlara bir de son
dönem Dimmu Borgir’in özeti niteliğini taşıyan Council of Wolves and Snakes de eklenebilir. Ha
dinlenmez mi dinlenir hatta üst üste dinlersiniz çünkü basit bir müzik. Metal alt yapısı olmayan kaç
kişiye dinlettiysem hoşlarına gitti ama bana göre bir müzik olmaktan uzak. Kapak çalışması (Zbigniew
Bielak ne usta adamsın), yukarıda söylediğim parçalar ve geçmiş albümlerin hatırına daha fazla
albümü gömmüyorum. Çok ukala bir tavır sergileyen üçlüden o özgüvene yakışmayacak bir albüm
olmuş benim için. Gerçi bence Shagrath’ın tam istedikleri yerdeler; çok satıyor, çok dinleniyor ve çok
para kazanıyorlar.

5/10