
Wacken 2025’e Sayılı Günler Kala, 2024 Anılarımız Hala Çok Taze
Avrupa’nın en büyük açık hava metal festivallerinden biri olan Wacken Open Air, 2024 yılını da pek çok yenilikle salladı geçti. Festivali bu yıl da 85.000 kişi ziyaret etti ve her yıl olduğu gibi çok kısa bir süre içinde biletler tükenmişti. Önceki senelerde yaşanan aksaklıklardan dolayı yine birtakım yenilikler öngörülmüştü; araçla giriş konusunda düzenlenen yeni konsept sayesinde pazar gününden itibaren girişler sorunsuz şekilde ilerledi. “Access Pass” adı verilen giriş kartları ile organizasyon, trafikteki ve kasabanın giriş çıkışlarındaki yoğunluğun önüne geçmeyi başarmıştı. Üstelik bu sene hava konusunda da şanslıydım; bir iki kere bastıran şiddetli yağmur haricinde genelde hava açık, zemin çamursuz bir şekilde kazasız belasız geçen bir sene oldu.

Geçtiğimiz senelerin aksine bu sene Çarşamba gününden festivale gitmiştim. Amacım, gündüz saatlerinde çalacağı duyurulan, ülkemizin medarıiftiharı Black Tooth’un performansını izlemekti. Ancak araçla giriş yapıp, kartları alıp çadırı kurana kadar zaman o kadar hızlı akıp gitti ki, ne yazık ki performansa yetişemedik (İzlemek isteyenler yine de şu linkte resmi kayıtları bulabilir). Bunun haricinde Çarşamba günü genelde alanı keşfetmekle ve dinlenmekle geçti. Ancak özellikle göze çarpan performansları değerlendirelim.

Folk ve punk rock karışımı bir tür yapan İrlanda asıllı Amerikalı grup Flogging Molly, Çarşamba gününün en dikkat çeken isimlerinden biriydi. Daha önce bu kadar çok metalciyi, bu tarz bir müzik eşliğinde bir arada dans ederken hiç görmemiştim. Bence, çoğu kişi eleştirse de, hem eğlence hem de festivale rahat bir başlangıç için kesinlikle ideal bir grup seçimi yapılmıştı. Bizim için de güzel bir ısınma turu oldu diyebiliriz.
İskoçya’dan James McBain’in grubu Hellripper, henüz ortama yeni girmiş ve alışmaya çalışan seyirciyi black/speed metalin en hızlı ve gaz versiyonuyla şimşek gibi uyandırıyor. Basta Clark Core, davulda Max Southall ve gitarda Joseph Quinlan’ın eşlik ettiği konserde circle pit her şarkıda daha da büyüyerek ilerliyor. Son yılların en genç ve başarılı projelerinden biri olan Hellripper’ı umarım bir gün ülkemizde de canlı izleyebiliriz.
Senfonik folk metali melodic death metal ve endüstriyel metal ile buluşturan Alman grup Equilibrium, Çarşamba gününün kesinlikle en iyisiydi. Kendi adıma evde hiç dinlemememe rağmen sahne performanslarıyla kanlı canlı karşınızda olunca bir saniye ayrılmak istemiyorsunuz. Zira grubun enerjisi tüm performans süresince düşmüyor, özellikle 2023 yılında kadroya dahil olan vokalist Fabian Getto’nun grubun kariyerini bir üst noktaya taşıdığını söylemeden geçemeyeceğim. Normalde bir gruba yeni dahil olan elemanlar, sadık fanların şüpheyle yaklaştığı kişiler olsa da, Equilibrium’da bu durum tam tersine işliyor.

Perşembe gününe geldiğimizde en çok ilgimi çeken olaylardan biri de Metal Battle yarışmasında finale kalan gruplar oluyor. Bu yarışma dünyanın çeşitli ülkelerinde gerçekleşiyor ve yerel seçmelerde finale kalan gruplar Wacken Open Air’de yirmi dakika kadar sahne alma şansını elde ediyorlar. Wacken Open Air’de son olarak yapılan finallerde ise ilk üçe kalan gruplara para ödülü veriliyor. Yani bu etkinlik kapsamında çok enteresan gruplara rastlamanız olası; nitekim benim en başarılı bulduğum gruplardan biri Belçikalı Poseydon oldu, kendileriyle yaptığımız bir röportajı şu adresten izleyebilirsiniz. Ardından sahneye Endonezyalı genç grup Kill the Phia çıkıyor. Sound olarak etnik elementler ve metalcore karışımı ilginç bir tür icra ediyorlar – izleyiciden de bu anlamda tam puan alıyorlar. Bir yerlerde denk gelirseniz gençleri mutlaka dinleyin derim.
Kaliforniyalı death metal grubu Skeletal Remains’e de kısaca baktıktan sonra canlı izlemeyi çok istediğim halde bir türlü denk gelemediğim UADA geliyor sırada. Portland çıkışlı black metal grubu, “Snakes and Vultures” ile harika bir giriş yaptıktan sonra “Djinn” ile devam ediyor ve kalabalığı bir anda kendine bağlıyor. Sıcak bir akşamüzerini müziğin karanlık atmosferiyle apayrı bir noktaya taşıyan grup elemanları, kapüşonla yüzlerini gizlese de seyirciyle muhteşem bir iletişim ve sinerji sağlamayı başarıyor. Bu gibi gruplar Wacken’a kesinlikle çok yakışıyor, umarım ilerleyen yıllarda daha fazla extreme metal grubuna yer verirler.
Günün headliner’ları arasında ünlü bir Alman rapçinin headliner olarak bulunduğu bu talihsiz günde enerjimizi ertesi güne saklayarak akşamı bira bahçesinde geçiriyoruz. Ünlü dediğime bakmayın, ismini ilk defa duydum ama Almanya’da çok tanınıyormuş. Hatta Wacken alanına özel helikopteriyle gelmiş celebrity beyefendimiz. Son yıllarda festival hakkında yapılan eleştirilere katılmadan etmek gerçekten mümkün değil. Keşke festival yönetimi, kitlesinin eğilimlerine sadık kalarak ismine yaraşır bir program oluştursa. Zira her sene biletleri bir hafta içinde tükenen bir organizasyondan bahsediyoruz, sanırım araya birkaç popçu filan sıkıştırıp daha fazla seyirci çekmek gibi bir gayeleri yoktur.

Cuma günü gündüz vaktini kamp alanında çadır komşularımızla sohbet ederek, yemek pişirerek ve yiyip içerek geçiriyoruz. Sonuçta bu bizim gibi pek çok insan için bir “metal tatili” ve koşuşturmaya, strese yer olmamalı. Alana indiğimizde planımızda öncelikle Norveçli viking metal grubu Einherjer var. Grup bu kez otuzuncu yılına özel bir listeyle karşımıza çıkıyor. Eskiden sıklıkla dinlediğim grubun son on yılda çıkarmış olduğu albümlerden habersizdim ama neyse ki ağırlıklı olarak eskilerden gidiyorlar. Konserin sonunda Wacken’a özel hazırladıkları merch ürünlerinden seyirciye atıyorlar ve arkadaşım tişörtlerden birini kapmayı başarıyor. Dolayısıyla mutlu bir şekilde Blind Guardian’a doğru yola çıkıyoruz.
Alandaki pek çok insan gibi daha önce defalarca izlediğim Alman grup Blind Guardian, hâlâ ilk zamanlardaki enerjisinden bir şey kaybetmemiş. Faster sahnesini birbirine katan grup, geçen seneki God Machine adını verdikleri turdan bu yana çalma listesini değiştirmediği için eleştirilse de, Wacken performansının hakkını veriyor. Klasik herkesin bir ağızdan söylediği The Bard’s Song ve Mirror Mirror bir yana, benim için en özel şarkıları her zaman Nightfall ola gelmiştir. Bu şarkıyı canlı olarak dinlemek benim için güzel bir deneyim, ancak ortamın aşırı kalabalık olması ve sahnenin çok uzağında olmak, dinleme keyfini önemli ölçüde etkiliyor.
Ayağıma kadar gelmişken bunları da izlememek olmaz diyerek Korn sahnesini de pas geçmiyorum. Nitekim ergenlik dönemlerimde en çok dinlediğim gruplardan birisiydi ve henüz hiç canlı performanslarına denk gelmemiştim. Tahayyül edemeyeceğim ölçüde büyük bir kitleye çaldılar ve tüm alan (yan yana duran üç sahneyi ve onların devasa alanını düşünün) insan seliydi. Ancak dev ekranlar sayesinde konser her yerden izlenebilir durumdaydı, ayrıca ses sistemi muazzamdı. Albüm ayrımı yapmaksızın grubun tarihindeki hemen hemen tüm hitlerine yer verdiler. Shoots and Ladders şarkısındaki Metallica – One yorumları benim için konserin en ilginç anlarından biriydi.
Edguy solisti Tobias Sammet’in “metal opera” projesi olan Alman heavy/power metal grubu Avantasia da Cuma günü sahne alan gruplar arasındaydı. Tüm seyircinin bir ağızdan eşlik ettiği performansta özellikle “Dying for an Angel” ve “Farewell” gibi klasikler büyük beğeni topluyor. İzleyici halinden memnun görünüyor ancak ben sadece Watain için dakikaları sayıyorum.
Grupların çıkma sırasını düzenleyen her kimse kendisine sevgilerimizi yollayarak Watain’in gece saat bire doğru başlayan görkemli sahne şovuyla aydınlanma yaşıyoruz. İsveçli black metal grubu, 2010 senesinde yayınladığı “Lawless Darkness” albümündeki şarkılardan oluşan bir çalma listesiyle seyirciyi mest ediyor. En önlerde durduğumdan sahne performansında kullanılan ateşten de fazlasıyla nasibimi alarak gerçek bir Watain deneyimi yaşıyorum. Mükemmel bir performansın ardından çadırların yolunu tutuyoruz.

Gelelim son güne. Bu kez alana erken gideceğiz diye konuşsak da en erken üçe doğru yola koyulabiliyoruz. Bu arada Türkiye’den arkadaşlarımın da orada olduğunu öğrenince bu güzel tesadüften faydalanıp hep beraber Portland çıkışlı stoner etkili eğlenceli rock grubu Red Fang ile güne başlıyoruz. Daha önce bu grubu dinlememiştim, sahneleri oldukça iyiydi ve o saat için oldukça fazla seyirci toplamışlardı. Grubu sonuna kadar sıkılmadan dinledim, sanırım gündüz modum için oldukça uygundu. Ancak öte yandan aşırı sıcak ve sürekli güneşin altında dikilmek zorunda olmak yormuştu.
Yine de Sebastian Bach’ı kaçırmak olmaz diyerek “Faster” sahnesine doğru ilerlemeye başladığımızda güneşli hava bir anda kararmaya ve fırtına sinyalleri vermeye başlamıştı. Grup sahneye çıktığında ise bardaktan boşanırcasına inanılmaz bir yağmur ve fırtına başladı, dolayısıyla çoğu seyirci bir yerlere kaçıştı. Biz sonuna kadar dayanmaya çalışsak da yağmurun şiddetini artırmasından ve kıyafetlerimizin buna uygun olmamasından dolayı basın bölümüne geri gitmek zorunda kaldık. Yine de Sebastian Bach, ilerleyen yaşına rağmen son derece fit bir görüntü sergiliyordu ve sahnede hâlâ çok aktifti. Kendisini yaşlanmayan rockstarlar hanesine rahatlıkla ekleyebiliriz. Yağmur bitene kadar pek çok insanla beraber basın çadırına sığınıyoruz.
Havanın tekrar makul bir hale gelmesiyle birlikte Behemoth izlemek için elverişli şartlar oluşmuş oluyor. Bu senenin bence en iyi sahne şovunu hazırlayan grup kesinlikle Behemoth’tur. Tarzını seversiniz sevmezsiniz, kendilerini sahnede izletmeyi ve müziklerini pazarlamayı çok iyi biliyorlar. Belki hava karardıktan sonra çalsalardı, grubun performansı açısından daha etkili olabilirdi. Ancak yine de “Ora Pro Nobis Lucifer”den “O Father O Satan O Sun”a grubun en iyi şarkılarının yer aldığı bir hit listesiyle konser kitlesine unutulmaz bir deneyim yaşattılar.
Pırıl pırıl gün ışığında karanlık metal çalma sırası bu kez Cradle of Filth’deydi. Güncel kadrosunda Dani Filth vokalist, Donny Burbage ve Ashok gitarist, Daniel Firth basist, Martin Skaroupka davulcu ve Zoe Marie Federoff vokalist ve keyboardcu olarak yer alıyor. Grup hakkındaki tüm önyargılar bir tarafa, son albümlerini dinlemediyseniz muhakkak tavsiye ederim, bence son zamanlarda yaptıkları en başarılı işlerden birisi olmuş. Wacken performansına gelirsek, yılların profesyonelleri olarak grup gerek sahne duruşu, gerek kostüm ve tavır, gerek enstrüman hâkimiyeti olarak seyircisine iyi bir şov sahneliyor. Çalma listelerinde Nymphetamine ve From Cradle to Enslave gibi kült şarkılarına yer vermeyi de ihmal etmiyorlar tabii ki. Dani Filth şarkı söylerken yer yer tıkanıyor gibiydi, ama rüzgarlı hava sebebiyle sound seyirci tarafında biraz sıkıntılı duyuluyordu.
2022 senesinin Wacken grup listesinde adı “Guardians of Asgaard”, yani cover grubu olarak açıklanan ve kimsenin beklemediği bir zamanlamayla kulenin üstünde gerçek elemanlarıyla çalmaya başlayan Amon Amarth, bu sene festivalin ana gruplarından biriydi. Artık herkes hazırlıklıydı ve sahne önünde iyi bir zamanlamayla yığılmıştı. Kalabalık tüm ana akım gruplarda olduğu gibi Amon Amarth’da da gitgide artıyordu. İsveçli death metal grubu, sahnede yine profesyonelliğini konuşturarak mitolojik temalarda harika bir sahne performansı hazırlamıştı. Grup eski ve yeni pek çok şarkısına yer verdi, “Twilight of the Thundergod” ile de seyirciden bir kez daha tam not alarak sahne şovunu tamamladı.
2024 yılı Wacken’da izlemeyi heyecanla beklediğim, aynı zamanda bu senenin benim için kapanış grubu olan Mayhem’i izlemek üzere Louder sahnesinin ön saflarında yerimi alıyorum. Kırkıncı yılını kutlayan grup, buna özel bir çalma listesi ve performans hazırlamıştı. Özellikle eski kayıtlardan oluşan görüntülerin konserle eşzamanlı olarak yayınlanması yer yer tüylerimizi diken diken etti desek yeridir. Freezing Moon ve De Mysteriis Dom Sathanas gibi kült şarkıları canlı dinlemek gerçekten unutulmazdı. Grup sahne kostümlerini birçok kez değiştirdi. Sonlara doğru Deathcrush EP’sine geçmişlerdi; davulcu Hellhammer bu sırada enstrümanını EP döneminin kayıtlarında davul çalmış olan Manheim’a devretti ve eski vokalist Maniac da sahnede yerini aldı. Şarkının sonlarına doğru ise vokalist Attila ile beraber düet yaptılar. Dolayısıyla, eski günlerin ekmeğini yemekle ve ticari olmakla suçlansalar da, gerçekten çok özel ve seyredilmeye değer bir performans gerçekleştirdiler ve böylece bir festivalin daha sonuna gelmiş oluyorum.
2025 yılının headliner’ları arasında Guns’n Roses, Gojira ve Machine Head gibi dev isimler mevcut. Festivalin biletleri çoktan tükenmiş olsa da https://ticketcenter.wacken.com/ adresinden hâlâ bilet bulma şansınız var! Zira burada festivale gidemeyecek olan kişiler, gerçekliği kontrolden geçen biletlerini satışa sunuyorlar. Yani bu site üzerinden satılan biletlerin sahte olma ihtimali yok ve sürekli olarak kontrol etmekte fayda var. Öyleyse seneye alanda görüşmek üzere, yağmur da olsa güneş de!





