Massacre Röportajı

Röportajlar grinder
Massacre Röportajı

MetallicBrains Metal Radio

Kam Lee, oluşumunun ve evriminin ilk günlerinden bu yana Amerikan death metalinin bir parçası olan öncü figürlerden biridir. Kendine özgü hırıltılı vokal tarzı, Lovecraftian ve kozmik korku temalı şarkı sözleri ve korku takıntılı konseptleri death metal türünün şekillenmesinde yadsınamaz bir rol oynamıştır. Massacre'ın dizginlerini tekrar eline aldığından ve yeni bir kadro kurduğundan beri grupla oldukça aktif. Asya turnesi ve yaklaşan İstanbul konseri öncesinde Kam ile detaylı ve aydınlatıcı bir röportaj yapma şansımız oldu.

— “Death metal” terimi henüz şekillenme aşamasındayken sen oradaydın. Mantas/Death provalarının yapıldığı o ilk günlerde bu müzik senin için kişisel olarak ne ifade ediyordu?

O zaman benim için ne ifade ediyorsa, bugün de hâlâ aynı şeyi ifade ediyor. Bu müzik, benim bir uzantım—kendi içsel varlığımı, insanlık hâlini korku, karanlık ve grotesk temalar üzerinden metaforik olarak ifade etme biçimimdir. Ezoterik bir anlayış düzeyine dayanır. Bu yüzden, death metalin sunduğu sesleri ve tarzı seven herkesin bile anlayamayacağı bir şey olabilir. Varoluşsal olarak bu müzik, insanlığa nihilist bir bakış sunar. Kişisel deneyimlere ve gözlemlere dayalı olarak umutsuz sonuçların, karamsar senaryoların dışavurumudur. Ham, dizginlenmemiş bir müzik tarzıdır; öfkeyi, kaygıyı, huzursuzluğu ve ölüm ile korkunun acımasız gerçekliğini dile getirir.

— Massacre’ın Aggressive Tyrant’tan Second Coming’e uzanan demo günleri, neredeyse beş yıl boyunca tape-trading çevresinde birer kült klasik hâline geldi. 80’lerde bu demolar ilk dolaşmaya başladığında yeraltı çevrelerinin tepkilerini nasıl hatırlıyorsun?

Massacre’ın hayat kaynağı her zaman “yeraltı” hareketi oldu. Gerçek dinleyici kitlesi oradaydı, hâlâ da orada. Massacre’ın özü yeraltı estetiğidir ve benim temel değerlerim de orada şekillenmiştir. Benim için bu sahne her zaman bir bağlılık meselesi olmuştur. Sonsuza dek yeraltında!

— Florida’da büyümek, özellikle o dönemin punk ve metal karışımı ham sahnesi, Massacre ve Death’teki vokal ve lirik yönünü nasıl etkiledi?

Müziğin kendisinden çok, korku filmlerine ve doğaüstü olanın karanlık tarafına duyduğum sevgi belirleyici oldu. Müziği, bu tür unsurları yansıtmanın bir yolu olarak gördüm. Sadece belli başlı insanların anlayabileceği ezoterik bir bakış açısıydı bu. Tuhaf ve sıra dışı olanı lirik olarak ifade etmenin, aşırı bir müzik tarzı üzerinden ölümcül merakı dile getirmenin bir yoluydu.

— H.P. Lovecraft’ı sık sık en büyük etkilerinden biri olarak gösteriyorsun. Kozmik korkuyu guttural, brutal bir müziğe dönüştürme sürecin nasıl işliyor? Önce sözler mi gelir, yoksa riffler mi kendi deliliğiyle birlikte mi akar?

Az önce de dediğim gibi, bu müzik kendimi ifade etme biçimim. Lovecraft, birçok öyküsünde misantropik ve nihilist bir bakış açısıyla yazdığı için bana çok hitap etti. Ben de liriklerimi yazarken benzer bir misantropik yerden bakıyorum. Onun karakterlerinin yaşadığı içsel parçalanmalar, toplumla kurdukları uyumsuz ilişkiler bana hep tanıdık geldi. Lovecraft’ın karakterleri genellikle modern topluma ayak uyduramayan, çevrelerinden kopuk bireylerdi. Bu uyumsuzluk, onların yaşadığı dehşetin bir parçasıydı. Kimi zaman karakterlerini tuhaf, dışlanmış, yalnız insanlar olarak tasvir ederdi. Ben de kendimi hep öyle hissettim. 1970’ler ve 80’lerde Florida’da büyürken, hem beyazlardan hem siyahlardan günlük önyargılarla karşılaştım. Pasifik Adalı, Asyalı ve İrlandalı karışımı bir kökenden gelmek, her kültürden insanlar tarafından dışlanmama neden oldu. Bu yüzden çocukluğum ve gençliğim boyunca hep bir tür sürgün ve yalnızlık hissiyle yaşadım. Lovecraft’ın anlattığı hikâyelerle bu noktada derinden bağ kurdum.

— Growl vokal tarzını ilk geliştiren kişilerden birisin. Bu ses, henüz ortada böyle bir “tarz” bile yokken nasıl ortaya çıktı? Death metal vokallerinin nasıl “hissettirmesi” gerektiğine dair bir vizyonun var mıydı?

O dönemde yapılanlardan farklı bir şey yapmak istedim. O zamanlar Jeff Becerra (Possessed) gibi vokalistler daha çığlık benzeri, tiz vokaller yapıyordu. Ben ise biraz daha ilkel bir şey arıyordum. İçgüdüsel, ilkel insanın içinden gelen bir ifade gibi. Belki Polinezya kökenim bunda etkili olmuştur. Ama beni esas growl yapmaya yönlendiren şey, gençliğimde etrafımda olan saldırgan köpeklerdi. Rottweiler gibi köpekleri besleme zamanlarında veya kavgaya tutuştuklarında çıkardıkları hırıltılar vardı—o tüy ürpertici yoğunluk… İşte vokalde bu hissi vermek istedim. O hayvani içgüdüyü, tüylerini diken diken eden o “tehlike” hissini yaşatmak istedim. Aynı zamanda bir tape-trader’dım ve o dönemlerde dinlediğim ilk demolar arasında beni en çok etkileyenlerden biri Hellhammer’dı. Tom G. Warrior’un vokal yapış şekli, şarkı söylerken İngilizce kelimeleri fonetik olarak vurgulama biçimi beni çok etkiledi. O kendine has “ugh!” sesleri ve death grunt’ları vardı. Ben de bu fikri alıp kendi yorumumla bir şeyler yapmak istedim.

— Geriye dönüp baktığında, Massacre’ın erken dönem işleri sence daha çok bir öfke patlaması mıydı, bir isyan mıydı, yoksa korkuya olan saplantının bir ürünü müydü? Yoksa bambaşka bir şey mi?

Benim için daha çok korkuya olan bir saplantıydı, ama içine gençlik öfkesi de karışmıştı. En azından benim tarafımda durum buydu. Karanlık, tuhaf şeylere duyduğum bu büyük ilgiyi dışa vurabileceğim bir alan yaratmaktı amacım.

— Kaset takaslanan günlerden bugünün Spotify çağına kadar her aşamaya tanık oldun. Sence dijital çağdaki grupların eksikliğini çektiği, 80’lerdeki yeraltı sahnesinde bolca bulunan şey neydi?

Başkaları adına konuşamam. Her jenerasyon ya şikayet eder ya da yapılanı savunur. Ama ben kendi gözümden konuşabilirim: kaset takasladığımız günlerinde bu gerçekten bir hareketti.Sadece uzaktan izlenen bir şey değil, gerçekten içinde yer aldığın bir olaydı. İnsanlar katılım gösterirdi. Hayranlar bu kültürün parçası olmaktan gurur duyardı. Bugün ise durum daha bireysel. Topluluk olmaktan çok ego merkezli. Kimi insanlar sadece kendi çıkarları için sahnede yer alıyor artık. Ve işin kötüsü, 2000 sonrası doğan bazı kişiler 1985’te neler olduğunu anlatmaya kalkıyor.

Nasıl olabilir bu? “Poser” kelimesini kullanmaktan hoşlanmıyorum ama şu anki sahneyi tanımlamak için en doğru ifade bu.Olmadığı biri gibi davranmak, sahte bir kimlik inşa etmek. İşte bu, poser olmanın ta kendisi.

— Bone Gnawer ve The Grotesquery gibi projelerle grindcore’dan korku metaline kadar birçok farklı alana yöneldin. Bu projelerin kimliğini Massacre’dan zihinsel olarak nasıl ayırıyorsun?

Bir “rolodex” kullanıyorum!(Sırıtıyor) Ciddiyim, aklımda o kadar çok fikir var ki, bu fikirleri yansıtacak kadar grubum yok. Hepsini farklı projelere aktarmaya çalıştım.Ama son beş yılda her şeyi tek bir çatı altında, yani Massacre’da toplamaya karar verdim. Bu sürede bir sürü şey yayınladık ve şimdi de “çok fazla şey yaptın!” diye şikayet edenler var.Bazı insanlar gerçekten aptal. Bu yüzden insanlardan nefret ediyorum. Gerçekten misantropum! Kimseyi memnun edemezsin. Birileri mutlaka şikayet edecek: “Az yaptın.” veya “Çok yaptın.”

Cidden—bir grubun yılda bir albüm çıkarması gerektiğine dair bir kural mı var?

Neden bir grup istediği kadar şarkı yayınlayamasın?

Her şey illa ki albüm formatında mı olmalı?

Neden single yayınlayamayalım?

Bunları kim belirliyor?

Ben böyle bir kural kitabı görmedim. Biri gelip “metal şöyle yapılır” demedi bana. Eğer metalin bir anlamı varsa o da kuralları yıkmak, sisteme başkaldırmak olmalı. İşte bu tam anlamıyla “metal gibi metal” olmaktır!

— Geçmişte Massacre’dan birkaç kez ayrıldığın oldu; kimi zaman yön farklılıkları, kimi zaman kişisel çatışmalar yüzünden. Bu kadar kaotik ve ticari baskıların olduğu bir sahnede yaratıcılığını nasıl koruyorsun? Onca yıl sonra Massacre’a tekrar tekrar dönmeni sağlayan şey neydi? Bitmemiş işler mi, miras mı, yoksa daha kişisel bir şey mi?

Aslında hepsi. Ama en büyük neden bitmemiş işlerdi. Rick’in Massacre’ı Pantera veya Type O Negative tarzı bir gruba çevirmeye çalıştığı o “Promise” albümü… tam anlamıyla berbattı. Grup hâlâ stüdyodayken ayrılmak zorunda kaldım çünkü bu artık Massacre değildi. Death metal hiç değildi. O albümün Massacre adını taşıması bile bana yanlış geldi. Bazı insanlar hâlâ onu savunmaya çalışıyor ama ben o albümden nefret ediyorum. Onu savunanlar gerçekten sadece sinirimi bozmak için yapıyor bunu. Çünkü Massacre hayranı olduklarından değil, Rick Rozz’un fanı oldukları için.

Gerçek Massacre hayranları o albümün şaka gibi bir şey olduğunu kabul ediyor. Ben neden o saçma albüme katıldım? Çünkü ben de hata yaptım. Hepimiz hayatımızda hatalar yaparız. Evlilik gibi düşün—insan büyük bir hata yapar, pişman olur, boşanır. Ve kimse onlara “neden boşandın” diye yıllarca yüklenmez. Aynı durum burada da geçerli. Ben de o albüme evet dediğim için büyük bir hata yaptım ve sonunda ayrıldım. Hatalı olduğumu kabul ettim. O albümde yer almak bana berbat hissettirdi. Zorla, istemediğin bir şeyi yapmaya mecbur kalmak gibiydi. İşte bu yüzden daha kayıtlar bitmeden grubu terk ettim.

İnsan sevdiği bir şeyi terk etmez. Ama her şey ters gittiğinde, artık içinde olmadığın bir şey hâline geldiğinde, işte o zaman bırakırsın. Benim yaptığım da tam olarak buydu. O dönem grubun gittiği yönle zerre kadar uyuşmuyordum. Her şeyinden nefret ediyordum. Bu artık death metal değildi—BOKTU! Bunu daha açık söyleyemem. Massacre’a geri döndüğümde ilk amacım her şeyi doğru yapmak, grubu gerçek OSDM (old-school death metal) çizgisine döndürmekti. İkinci amacım ise, grupta kim olursa olsun, kim çalarsa çalsın, bu grubun yönünü asla başka yöne çekmemeleri gerektiğini baştan netleştirmekti. Bu bir death metal grubuydu ve öyle kalacaktı. Herhangi bir gotik, thrash ya da poser-vari bir alt türe dönüşmesine izin veremezdim. Ayrıca grup sound’unu da orijinal hâline, retro kökenlerine döndürmemiz gerekiyordu.

Yani “B akorduna” düşürülmüş gitar akorduna son—tekrar “standart D akorduna” geri döndük. Demo günlerinde ve ilk albümdeki gibi… Grubun özüne, köklerine dönmesi gerekiyordu. Ben olmadan grubun gittiği yön Cannibal Corpse ya da Suffocation gibi olmaya çalışmaktan ibaretti. Kendi kimliğini kaybetmişti. Ben de bu kimliği geri almak ve korumak için geri döndüm.

— 2024 yılında çıkardığınız son stüdyo albümünüz “Necrolution”’ın besteleme ve kayıt süreci senin için nasıldı?

“Necrolution”, bir önceki albüm olan “Resurgence”a kıyasla çok daha zordu. Çünkü kendimi tekrar etmek istemedim. “Resurgence” gibi bir albümü bir daha yapmak istemiyordum. Ama aynı zamanda “From Beyond” gibi bir şey de yapmak istemedim. Yani tamamen en başa dönmek, 1985’e kadar uzanmak istedim. Stil açısından olabildiğince retro ve eski okul bir şey yaratmak istedim—ve bu tahmin edilenden çok daha zordu. Çünkü sadece müzikal stil olarak retro olmak yetmezdi; sound, yapım şekli, her şey o dönemin estetiğine uygun olmalıydı. Sadece “1980’ler gibi ses çıkaran modern bir şey” yapmak değil, gerçekten o dönemden fırlamış gibi duran bir albüm yapmak istedik.

— “Necrolution” albümünün ardından 2025 yılında bir EP ve bir single daha yayınladınız. Bu yeni kayıtların arka planında neler vardı? Massacre hâlâ ilk günkü kadar öfkeli ve vahşi tınlıyor. Dört on yılı geride bıraktıktan sonra Kam Lee ve Massacre müzikal olarak hâlâ neyi kanıtlamak ya da keşfetmek istiyor? Yaklaşmakta olan yeni albüm hakkında bize neler söyleyebilirsin?

Cevabı aslında oldukça basit: Çünkü death metal’i seviyorum. Özellikle de eski okul, retro tarzı death metal’i—1984’ten 1994’e kadar olan dönemi—yani yaratılmasına katkıda bulunduğum o dönemin stilini seviyorum. Çünkü o müzik, kendine has bir çalma biçimine, kendine özgü bir sound’a ve hisse sahipti. Basit, ilkel riffler ve anlaşılabilir growl vokaller… Bugünün çoğu modern grubundaki gibi boğuk, anlaşılmaz, filleri andıran sesler değil. Bugün birçok grup bu eski tarzı ya tamamen bırakmış durumda ya da sadece yüzeysel olarak kullanıyor. Artık çoğu death metal grubu “geleneksel” biçimde çalmıyor.

Yerine ne var? Binlerce grup birbirine benziyor. Grindcore, pig squeal vokaller, teknik matematik metal… Ama artık groove kalmadı!

— Massacre, Asya turnesine hazırlanıyor. Bu yaklaşan turne hakkında bize neler söyleyebilirsin? Başka turne planlarınız da var mı?

Öncelikle bu turneyle grubun ilk kez gideceği yerlere gidiyoruz. Benim de gitmediğim yerler var—özellikle Asya. Grubun oraya ilk kez gitmesi çok heyecan verici. Turneden hemen sonra Avrupa’ya döneceğiz. Orası bizim en güçlü dinleyici kitlemizin olduğu yer. Özellikle Almanya’da her zaman büyük destek görüyoruz. Bu da her zaman beni iyi hissettiriyor. Belki de Asya’daki fanlar o kadar güçlü çıkar ki, Avrupa’yı bile geride bırakır ve 2026’da tekrar oraya döneriz. Umarım öyle olur.

— Henüz sözlerine dökmediğin, ileride şarkılarına katmak istediğin tuhaf korku öyküleri ya da mitolojiler var mı?

Her zaman elimde bolca kaynak var. Hepsi de korku temelli ve kökleri korkuya dayanıyor. Yani evet, kafamın içinde hâlâ müziğe dönüştürmek istediğim bir sürü fikir var. Er ya da geç bir şekilde onları dışa vurmak istiyorum.

— Diyelim ki 1985’teki genç Kam Lee ile oturup bir bira içiyorsun. Yeraltı metal ününün doğurduğu kaos başlamadan önce ona ne tavsiye ederdin?

Kesinlikle bazı insanlara güvenmemesini, bazılarına asla inanıp kapılmamasını söylerdim. Hepimizin geçmişte pişmanlık duyduğu anlar olur, ama gerçek şu ki: zaman yolculuğu gerçek değil. Sadece bir fantezi. Bu yüzden geçmişte yaşamamalı, hayallere saplanmamalı. Elimizdekilerle en iyisini yaparak ilerlemeye devam etmeliyiz. Geçmişte yaşayan insanlar, artık geri gelemeyecekleri bir zaferin hayalini kuruyorlar. Ben bunu yapmamaya çalışıyorum. Bu yüzden Massacre ile hâlâ yeni müzikler yapıyorum—çünkü geçmişe takılı kalmak istemiyorum. Geçmişi neden sürekli tekrar edeyim ki? Bak, bu gruptan ayrılan bazı adamlar bugün kendi cash-grab klon gruplarında çalıyorlar çünkü ilerleyemiyorlar. Sadece geriye bakarak, ölmüş bir adamın mirasından geçinmeye çalışıyorlar.

Onlar birer “Legacy Leeches”—miras asalakları! Ben geriye gitmek istemiyorum. İleriye gitmek istiyorum. Retro olmak güzel, nostalji de güzel.Geçmişe saygı duymak, onu selamlamak elbette yerinde. Ama orada yaşamaya çalışmak asla doğru değil.

— Zaman ayırıp bu sorulara detaylı yanıtlar verdiğin ve tüm emeğin için çok teşekkür ederim. Senin gibi efsanevi bir eski tüfekle oturup sohbet etmek benim için büyük bir zevkti. Kapanışta hayranlara ve okuyuculara söylemek istediğin bir şey var mı?

Röportaj için teşekkür ederim. Bize destek veren herkese sonsuz teşekkürler. Massacre’ın gerçek kimliğini ve death metal’in özünü koruyacağım—bir marka ve bir duruş olarak bu bütünlüğü sürdürmek için elimden geleni yapacağım.

Benzer Yazılar

Yorumlar

Henüz yorum yok.

Yorum yaz