Herkese Merhaba,

Malum gündem yoğun, hepimiz belli oranlarda evlere kapanmış durumdayız. Bizde düşündük ,etkileşimli  bir yazı dizisi başlatalım istedik. Bu yazı dizisinde bugüne kadar gittiğiniz konser/festival vb. etkinliklerden unutamadıklarınızı bizlerle paylaşmanızı istiyoruz,bizde tabii ki okuyucularımız ile paylaşacağız.  Bu esnada yazı göndermek isterseniz bize yazmayı unutmayın ,işte iletişim adresimiz :  [email protected] ! Bu adrese anılarınızı , varsa fotoğraflarınız ya da videolarınız ile birlikte bize yollayabilirsiniz. Anılar paylaştıkça çoğalır.. Bu sıkıntılı günlerde biraz geçmişe yolculuk yapmak hiç fena olmayacak !

Evet anılarını ilk yollayan arkadaşımız Venominfernus oldu…Paylaşması bizden,okuması sizden!

Before the Dawn – Darkphase Ankara Konseri – 2011

Corona denilen şu illetin bütün dünyayı etkisi altına aldığı şu soğuk ve kapalı Mart ayından herkese merhabalar. Bir süredir aklımda olanı şu yarı karantina günlerinde (ne yazık ki hala çalışmak zorundayım) fiiliyata dökeyim dedim (işlerimi de bitirdim ve bol bol boş zamanım var) 🙂 Şimdiye kadar sayısını unuttuğum sayıda konsere ve festivale katılıp, içlerinden unutamadığım ve keşke tekrarı olsa dediğim birkaç konseri sizlerle paylaşmak istedim. Umarım şu günler en kısa zamanda geçer de normal hayatımıza geri dönebiliriz, konser ve festivaller için sürüp giden bu tedirginlik bir süre daha devam eder sanıyorum.

İlk aklıma geleni; şu an faal olmayan ama Tuomas Saukkonen‘in Wolfheart adı altında köklerine sadık kalarak devam ettirdiği Ankara’daki Before The Dawn konseriydi. 2011 senesinin güzel bir mayıs ayında ve çıtır bir 657’ye tabi devlet memuruyken Facebook’un etkinlikler kısmında tesadüfen görmem ile “mutlaka katılmalıyım” dediğim unutamadığım birkaç konserden biri olmuştur. Ayrıca bir not olarak , İstanbul ve Ankara’da ki bu konserlerin Finlandiya Kütür Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlendiğini öğrendiğimde “millette ne Kültür Bakanlığı var be” dediğimi hatırlıyorum.

Bu yeni atandığım Anadolu’nun bu küçük ilçesinde zaman o kadar yavaş akıyordu ki, hele rutin bir işiniz varsa, üzerine de büyük şehrin hızlı hayatına alışmışsanız, sıkıntıdan patlamamanız işten ile değil. İş arkadaşlarıyla halı saha maçları, mangal partileri, poker geceleri hepsi bir yere kadar tabi. Bünye, distortion arıyor, brutal vokal arıyor, mosh pit ve headbang arıyor, bunları bulmak için Ankara’ya 400 km gidiş gelişi göze alıp iki üç saat uykuyla işbaşı yaptığım birçok günüm oldu 🙂 Gece konser çıkışı Karanfil’de seyyardan satıcıdan köfte ekmek, Sakarya’dan yolluk niyetine torba dolusu midye dolma almak, kulaklarda çınlama ile konserden çıkıp biraz ileride “Ankara’nın bağları” “çekirgeyi salıverdim” e maruz kalmak, “la” “bebe” gibi noktalama işareti niyetine kullanılan kelimeleri sık sık duymak… çok güzel günlerdi, özlemle anıyorum hala.

İşte bu koşullarda 8 mayıs günü uzaktan yakından bu tarz şeylerle alakası olmayan iş arkadaşımla birlikte yola çıktım. Programım önce Anıtkabir’i tekrar gezmek daha sonrası Anıttepe’de Hacı’da kokoreç, ardından arkadaşımı pek sevdiği ikili olan nargilesi ve Beşiktaş’ıyla birlikte baş başa bırakıp, Before The Dawn‘ı izlemeye geçmekti. Akşama doğru maç öncesi taraftarlar tekme tokat birbirine girince (Bursaspor-Beşiktaş) ve tabi maç da ertelenince, bu arkadaş “bende geleyim konsere” dedi, “emin misin” dedim, “eminim” dedi, bende “peki bunu sen istedin” deyip o zamanlar Nedjima sonradan Noxus şimdi ise öğrenebildiğim kadarıyla adı Zone olmuş mekana doğru yola çıktık.

Ankara bu tarz organizasyonlarda İstanbul’a göre hala üvey evlat muamelesi görüyor ne yazık ki. Halbuki potansiyeli olan, memleket sınırları içinde şu ana kadar gördüğüm en coşkulu, en kaliteli izleyici grubunu barındıran şehir bence ama sanırım o akşam pek kimsenin haberi olmadığından olsa gerek (benim bile birkaç gün kala haberim olmuştu) neredeyse 100 kişi ya vardık ya yoktuk. İlk grup Ankara’nın köklü gruplarından Darkphase’di. Daha sonra birkaç kez daha izleme imkanı bulduğum Darkphase’in konserlerinde bahsettiği yüzlerce kişiye çaldığı eski günlerden özlemle bahsettiği anlar geliyor şimdi aklıma. Ankara’nın metal camiasının yakından tanıdığı Darkphase (sahneden bol bol selam gönderdiler birbirlerine) 🙂 hatırladığım kadarıyla “ Waning Moon, Setting Sun” ağırlıklı bir setlist olmak üzere gümbür gümbür çalıp, bir saat kadar sahnede kaldıktan sonra ortamında son derece müsait olmasıyla muhabbetler edilip, fotoğraf çektirildi. Yıllar sonra İstanbul’da tekrar izlediğimde aynı enerji, aynı arzuyla yine sahnedelerdi.

Sıra gelmişti Before The Dawn’a. O günler o kadar sık dinliyordum ki telefonumun melodisini bile Deathstar Rising albümünün açılış parçası “First Snow” yapmıştım. Arkadaşıma, birkaç güzel kare yakalasın diye  vasat fotoğraf makinemi vererek fırladım sahne önüne doğru. Açılışı da “First Snow” ile yapmışlardı zaten. Winter Within, Deathstar, The Wake, Unbroken peş peşe geliyordu. Bir ara Tuomas’ın gitarının teli Ankara’nın havasına dayanamamış olacak ki kopuverdi, kısa süreli zorunlu mola esnasında en arkada duvara dayalı üçlü koltukta “benim ne işim var burada, bunların arasında ya” der gibi etrafına bakınan arkadaşımın yanına gidip, fikirlerini aldım. “Eeee, iyiymiş” dedi sadece 🙂 Hemen hemen bir saatten fazla sahnede kalıp, ağırlıklı olarak son albümleri Deathstar Rising’den çalıp (hala favori albümlerimden biridir) çalarak “ya ne iyi etmişim de gelişim, varsın yarın masa başında uyuklayayım” dedirttiler.

Konser sonu görüleceği üzere kendime yakın hissetmiş olmalıyım ki (bkz. saçsızlık) Tuomas ile beraber bir fotoğrafımız olsun dedim (o kadar konser ve festival içinde grup elemanlarıyla olan tek fotoğrafım) Katıldığım en samimi, en eğlenceli, en unutamadığım konserlerden biriydi. Daha sonraki aylarda bir de “Rise of the Phoenix” albümünün çıkışı şerefine turlamaya gelirler diye bekledim ama olmadı maalesef, zaten albümün hemen ardından Tuomas grubu dağıtıp, Wolfheart ile devam kararı aldı. Şu kötü günler geçince belki Wolfheart ile izleme şansımız olur.