AMORPHIS – SPICA, İSTANBUL KONSERİ (24 MART 2002)

Unutulmayan konserler hususunda benim de söyleyeceklerim var. Üstelik antik çağlara tekabül eden bir etkinlikten!

İstanbul’a yerleşeli daha bir sene olmamış, üniversiteye yeni başlanmış dönemler. Evde uyduruk bir hoparlöre bağladığım walkman vasıtasıyla bütün gün dönüp duran kasetler…Gidip gelen arkadaşlar, sigara dumanından boğulan bir salon. Aslında klasik bir öğrenci hayatı yaşanmaktaydı. Lise dönemlerinden beridir sürekli evirip çevirip dinlediğim Amorphis albümleri adeta hayatımın fon müziği haline gelmiş vaziyetteydi. Derken bir de ne göreyim, adamlar İstanbul’a konsere geliyor. Evet kesinlikle inanılmaz bir olay, elemanları kanlı canlı görme ihtimali. Daha da ilginci, imza gününün Kadıköy’de gerçekleşecek olmasıydı. Dolayısıyla gereği yapılır, derhal arkadaşlarla evden çıkılır ve ilgili mekana doğru yol alınır.

Bahsi geçen mekanın önünde hatırı sayılır bir kuyruk çoktan oluşmuştu ancak yağmurun etkisiyle pek kimseler kalmayınca içeri daldık. Masanın diğer tarafında oturan Amorphis elemanları bizi o kadar sıcak karşılamıştı ki heyecandan ölmek üzereyken bile „acaba fotoğraf çekilebilir miyiz“ diye sormayı başarmıştım. „Tabii ki gelin aramıza oturun!“ dediklerinde dalga geçtiklerini düşünüp yanlarında dikilmeye başladık, ancak sonra „eee gelsenize?“ diyerek bize oturdukları bankta gerçekten de yer açtılar (tabii daracık mekanda olduğu kadar, aslında gayet de kucaklarına oturduk) ve benim için bu gerçek dışı bir andı o zamanlar için. Bunun haricinde grup elemanlarının neye benzediğini de ilk kez gördüğüm andı. Eski jenerasyon bilir, o zamanlar elimizde her zaman materyal olmuyordu, pasajdan çektirilen kasetler ve fanzinlerden filan gördüğümüz üç beş fotoğraf
haricinde.

İmzalanmış Tuonela posterimle mutlu mesut eve dönerken konserde yalnız kalmamak için birkaç kişiyi arasam da katılacak olan kimseyi bulamadım ve kara kara düşünmeye başladım. Sanırım gitmeyecektim zira o anki mentaliteme göre konsere yalnız gidilmezdi, gidilmemeliydi. Neyse ki sabah uyandığımda derhal fikir değiştirip hazırlanmaya başladım ve Spica adlı konser mekanına doğru yola koyuldum. Bu arada mekan esasen ünlü bir pop şarkıcısına aitti ama sonradan kapattı.Sırada bir süre bekledikten sonra içeri girdim, on grup Comma çoktan çalmaya başlamıştı. O esnada gördüğüm birkaç tanıdıkla muhabbet etmeye başladım. Sanırım Amorphis başlayana kadar sahneye fazla dikkat etmedim ama Comma güzel çalıyordu. Kendilerini o tarihte ne yazık ki dinlemişliğim yoktu. Gençliğin ve kendini bilmezliğin bir neticesi olarak da ön gruplar çok izlenmese de olur kafasındaydım, neler kaçırdığımın pek farkında değildim o zamanlar (Sosyal mesaj: Ben ettim, siz etmeyin).

Konser salonu o kadar ufak ve hınca hınç doluydu ki yer yer nefes almakta zorlandığım oluyordu. Nitekim Amorphis çalmaya başladıktan çok kısa bir süre sonra sahnede çökme tehlikesi meydana geldiği için konsere ara verildi. Sahneye neredeyse fırlayıp çıkacak kadar yakın duran seyircilerden orta alanı boşaltmaları ve herkesin güvenliği için geriye çekilmeleri uyarısı yapıldı. Seyircinin bu konuya uymamaktaki inadı organizasyonu epeyce uğraştırmış olsa da sonunda gerçekten de ortada boş bir alan yaratıldı ve konsere böylece devam edilebildi. Sahne alanı son derece ufak olsa da seyircinin çok keyif aldığı, bir ağızdan „Black Winter Day“e, „My Kantele“ye eşlik ettiği inanılmaz bir etkinlik oldu. O dönem ki davulcuları grupla beraber son defa sahneye çıktığı için veda niteliğinde bir sürpriz hazırlanmıştı, kendisi için konser sonunda sahneye bir pasta getirildi ve pasta
savaşı başlatıldı. Seyirci tarafından beklenmedik bir durumdu ama bütün salon olaya ıslıklar ve çığlıklarla eşlik etti. Konserin setlisti ise şu şekildeydi;

1) Goddess of the Sadman
2) The Way
3) Against Widows
4) Forever More
5) The Castaway
6) Alone
7) Better Unborn
8) Crimson Wave
9) Tuonela
10) Summer’s End
11)Drowned Maid
12)In the Beginning
13)Divinity
14)My Kantele
15)Black Winter Day
16)Magic and Mayhem

Şimdi düşünüyorum da 2002 yılındaki seyirci dahi „umarım eski albümlerinden çalarlar“ temennisiyle konserlere gidiyor, yeni çıkan albümleri ise pek takip edip değerlendirmiyordu. O dönem yayınladıkları Am Universum albümleri sound olarak Tuonela öncesinden farklı olsa bile müzikal anlamda son derece başarılıydı. Brutal vokallerin yoğunlukta olduğu bir death soundunun modern metale doğru evrildiği, beste kalitesi yüksek bir albüm olmakla beraber durumdan pek hazzetmeyen eski kuşak fanları mevcuttu.

Sonuç olarak bu da böyle bir anımdır, benim gibi pek çok katılımcının da geçmişinde iz bırakmıştır. „Unutulmaz“ addetmemin nedeni ise, o yıllardaki en sıkı fanlarından biri olarak, büyük ihtimalle hayatımda gittiğim ilk metal etkinliği özelligini tasimasi ve çok başarılı bulduğum vokalistleri Pasi Koskinen’i canlı izleyebilme imkanınını elde edebilmemdir, dolayısıyla on sekiz yıldır hafızamdan silinmemiştir. Kendisinin günümüzde ne yapmakta olduğunu merak edenler, Amorphis sonrasında ağırlık verdiği eski yan projesi olan pagan-black metal grubu Ajattara‘ya bir göz atabilir.

 

Not : Afişin daha kaliteli halini maalesef bulamadığımız ve mevcut bulunan afişin üzerinde de reklam olduğu için sadece bir kısmını paylaşabildik. Eğer elinizde bu afişin daha kaliteli bir hali varsa lütfen bize yazın!