Yaşadığımız bu zor ve sıkıntılı günler, bizlere eski günlerimizi, dostlarımızı, çok daha fazlasını özlediğimiz kabus gibi geçen zamanlar olarak anacağımız bir dönem, bizde sizlerle bulunduğumuz bu günlerden kaçmak adına, unutmadığımız eski konser ve festival anılarımızı yazıp, sizleri o günlere götürmeye çalışıyoruz elimizden geldiğince bu yazı bölümünde sıra bana geldi ve bende onca gittiğim festival ve konser içinden sizlere Unirock 2010 festivaline dair bir yazı yazmaya karar verdim. Bu festival bana göre 2010 yılı kadrosuyla bu memlekette yapılmış en büyük büyük ve en önemli festival, düşünün ki üç gün boyunca , çadırlarımızı kurup, yıllarca albümlerini dinleyip hayalini kurduğumuz Birçok türün en büyük isimlerini bir arada izlediğimiz bir festivaldi, kimler yoktu ki, Cannibal Corpse, Obituary, Nevermore, Dark Funeral, Belphegor, Entombed, Behemoth, Overkill ve elbette daha bir çoğu, orada olduğum o 3 gün için kendimi hep şanslı sayarım, bu nedenle de ölene dek unutmayacağım bu festivali sizlere anlatmayı uygun gördüm, o 3 gün boyunca bir rüyayı hep beraber yaşadığımız tüm metal kafalara selam olsun bir kez daha!

1.Gün

2 Saat süren yolculuğun ardından Maçka Küçükçiftlik parkta sımsıcak bir İstanbul gününde aldık soluğu, ilk olarak büyük bir heyecanla çadırlarımızı kurduk, Bizler çadırları kurarken genç bir grup resmen festivali başlattı. Metalcore tarzında müzik yapan grubu çok izleyemedik çadır kurduğumuz için,(Sanırım None Shall Return’dü), ama bizim için ilk başlangıç Black/Death Metal’in büyüklerinden Belphegor oldu ve grup sahneye çıktığında çok sıcak olmasına rağmen, hepimizi eşsiz stili ve sahnesiyle mest etti diyebilirim. Festivale gelme sebebim olan bazı gruplar vardı. İşte onlardan biri de İsveç Death Metal’inin efsane grubu Entombed’tı . Grup sahneye çıktığında yıllarca dinlediğim klasikleri art arda çalmaya başladığında aklımızı başımızdan alırken, grubun eşsiz Sesi L.G Petrow eğlenceli karakteri , sümüklü show’u ve ışık görmeyen yerlerini bizlerle paylaşması, Behemoth ve Cannibal Corpse’a sataşması vs derken, ortalığı her yönden resmen yıkıp sırayı bir başka sevdiğim grup olan Behemoth’a bıraktı. Behemoth’u o günlerde çok severdim. Ve kariyerlerinin en iyi albümlerinden biri olan ‘’Evangelion” dönemiydi o zamanlar ve grup hem bu albümlerinden hem de çok sevdiğimiz diğer albümlerinden tavizsiz bir performansa imza atmıştı o günlerde ve grubu izlemeye doyamamıştım. Behemoth sonrası ise Thrash Metal’in dev ismi Overkill’e gelmişti sıra, elbette grup hayatımızda önemli bir yere sahipti ve babalar her ne kadar sahnede tesisat sıkıntıları yaşasa da tavizsiz bir şekilde çalarak hayranlarını mest etmişti. Sonrasında ise gecenin kapanışını yapacak olan ve benimde hastası olduğum yaşayan en büyük death metal grubu Cannibal Corpse ‘ taydı sıra, grubu sahnede görünce afalladım ve sarsıldım desem yeridir, asla unutmayacağım bu konserde grup her döneminden resmen eze eze çaldılar ve sahnede kaldıkları zaman zarfınca hepimize asla unutamayacağımız bir performans sergilediler.

2.Gün

Evet benim için rüya gibi geçen ikinci gün ise yine büyük bir heyecanla başladı. Çadırda güzel bir uykunun ardından , dinamik başladık bugüne ve ilk çıkan grupları yemek yeme durumdan dolayı kaçırdık ama muhteşem geçecek bugüne Power Metal’in sevilen grubu Sabaton ile başladık, grubun müziğini çok fazla dinlemesem de o gün performanslarını gayet başarılı buldum, gayet enerjik bir performansın ardından ise hepimizin heyecanla beklediği Teknik Death Metal grubu Necrophagist’e gelmişti sıra, kompleks yapıdaki müziğini insan üstü melodilerle süsleyen grubun performansı harikaydı. Her iki albümlerinden özenle seçilmiş performansları alandaki fanları kendinden  geçirdi. Grubun lideri Muhammed Suiçez Sürmene’li ve dolayısıyla anonsları da Türkçe yaptı ve arada sürmene diyen bağıran arkadaşlarımızı da hiç unutmayacağım. Sıradaki performans ise İsveç’in kült Black Metal grubu Dark Funeral’a aitti. Grup dumanların ardından sahnede yerlerini alınca büyük bir heyecan hissettim. Grubun efsane solisti Emperor Magus caligula ‘ı canlı kanlı izlemek ve dinlemek eşsiz bir deneyimdi. Ve Saat gibi çaldı grup, asla taviz vermedi ve hepimize dibine kadar cehennemi yaşattı. Bu müthiş performansın ardından ise Progresif sularda bulduk kendimizi ve İsveçli grup Evergrey gayet güzel bir setlist ile bizlere unutmayacağımız anlar yaşattı. A Touch Of Blessing unutulmazdı. Evergrey’in melankolik ve etkili performansından sonra Alman Heavy Metal’inin kült ismi Grave Digger sahneye çıktı ve yine festival boyunca en beğendiğim performanslardan birine imza attılar. Son olarak günü kapatan Amorphis sahne aldı, grubun fanları oldukça fazlaydı ve alandaki herkesi kendilerinden geçirdiler ve bende bu performansa yer yer headbang yaparak eşik etsem de , yorgunlukta üzerime çökmüştü ve bu mükemmel performansı bir köşeden izlemeye devam etti.

3.Gün

Evet rüya gibi geçiyordu festival, elbette alanda hem birçok arkadaşımla görüşmüş, bir kısmı ile de orada tanışmıştım. Arada çok sevdiğim yerli müzisyenlerle de buluşup, laflayıp o anları da ölümsüzleştirmiştik. Ve onca anı biriktirdim , yıllarca belki de hiç izleyemeyeceğim sandığım birçok efsanemi bu üç gün içinde izlediğim bu rüyanın 3. ve son gününe gelmiştik. Sabahı ilk olarak Beşiktaş’a yürüyüp kahvaltı yaptığımız için yine ilk grupları kaçırmıştım. Geldiğimizde ise Almanların en önemli metalcore grubu Heaven Shall Burn sahnedeydi. Dürüst olmak gerekirse tarzım olmadığı için , iki şarkı falan izleyip , çadır alanına gittim ama grup hayranlarını kendinden geçirdi bunu da gözlerimle gördüm. Heaven Shall Burn ardından ise sahneye Folk Metal grubu Korpiklaani çıktı. Dürüst olmam gerekirse grup hakkında bilgim yoktu,ama sahneye çıktıkları an itibariyle orada bulunan hepimizi çılgınlar gibi dans etmeye teşvik ettiler, bıraktık kendimizi ve enerjik folk melodileri eşliğinde eğlencenin ve içkinin dibine vurduk bence çok güzeldi.

Bu eğlenceli performansın ardındansa ölene dek unutamayacağım ve bugün dahil büyük fanları olduğum efsane Death Metal grubu Obituary sahneye çıktı ve Find The Arise ile tüyleri diken diken ederek başlayan konser art arda kanımızı donduran klasiklerle devam etti. John babaya bir kere daha hayran kaldım o çığlıkları ömür boyu kulaklarımdan gitmeyecek. Ve bu sarsıcı performansından ardından festivalin kapanışı yine çok büyük hayranları olduğum efsane grup Nevermore’un sahne almasıyla devam etti. Bana göre asla unutulmayacak bir performansa imza attılar, genelde sahnede Jeff Loomis’in yeri birçokları için ayrı olsa da benim için efsane ses Warrell Dane’in geceye nokta koyduğunu söyleyebilirim. Bu muhteşem performansla hem geceye hem de festivale noktayı koydular ve bu Nevermore’u ilk ve son izleyişimiz oldu.

Evet arkadaşlar harika geçen bir üç günden sizlere bahsetmeye çalıştım. Orada olanlar çok iyi bilir ki, aslında tam da anlatılmaz yaşanır cinsten bir üç günlük rüyaydı bu, ben bu festival sonrası birkaç festivale katılsam da, bu üç günde yaşadığım hiç bir şeyi bir daha yaşayamadım. Sevgili Adil Akbay başta olmak üzere, festivalde emeği olan tüm güzel insanları bu vesile ile bir kez daha selamlamak isterim. Orada unutulmayacak tonla güzelliği paylaştığım dostlarıma da selam olsun. Evet dünyayı saran korona virüs belasıyla hepimiz evlerdeyiz ve her yönden sıkıntılı zamanlardan geçiyoruz. Ben hala umutluyum ve elbette bu zor dönemi atlatacağız ve yine konserlerde, festivallerde, ortamlarda buluşacağız.. Asla Vazgeçme.