BlogÖne Çıkan
Trend

Per Ohlin İntihar Mı Etti, Yoksa Bu Bir Cinayet miydi?

Per Ohlin intihar mı etti, yoksa bu bir cinayet miydi? Mayhem’in Dead’i bir efsanedir ve ölümü Black Metal tarihini değiştirmiştir. İşte, Per Yngve Ohlin’in hayatı ve intiharı ile ilgili kötü şöhretli ve grotesk detayları ele alan araştırmamız:

Başlangıç – 1 : Per Ohlin’in Ölümünün Soruşturulması 1. Bölüm

Sahne adı Dead, ve takma adı Pelle olan Per Yvnge Ohlin, 1969 yılında Stockholm, İsveç’te doğmuş, gelecek hayalleri ile 1988 yılında Mayhem adlı bir black metal grubuna katılmak için Norveç’e taşınan genç bir çocuktu. Henüz 22 yaşında iken, 8 Nisan 1991 tarihinde iki bileğini ve boğazını kestikten sonra, bir av tüfeği ile kendisini başından vurarak, ve bir intihar mektubu bırakarak intihar ettiği raporlara geçmiştir. Fakat Per Ohlin’in ölümü gerçekten bir intihar mıydı? Ölümünü araştırmak için, parmak izi ve DNA tanımlama, el yazısı ve kan izi analizi, cesedin bozulma evrelerini inceleyerek, ölüm saatini bulma gibi yöntemler kullanılmış mıydı? Norveç polisi bu teknolojilere 1991 yılında sahipti. Cesedin otopsi sonuçları neydi? Mayhem grubunda gitarist olan, Per ile Kragstad’da aynı evi paylaşan, ve sahne adı Euronymous olarak bilinen Oystein Aarseth, olay yerinde olan, ve Per’un cesedi ile temas halinde olan ilk kişiydi. Polis Oystein ı şüpheli olarak sorguya çekti mi? Kendisinin parmak izi ve olay yerindeki parmak izleri alındı mı? İntihar notunun üzerinde el yazısı analizi yapıldı mı?

İntihar notunu Per Ohlin’in kardeşi Anders Ohlin’e gönderdiler. İnternette, notun bir dokümana yazılmış haline ulaşılabiliyor. İntihar notunun Per’un kendi iradesiyle yazdığına dair bir kanıt var mıdır? Oystein’in ifadesine göre, 8 Nisan Pazartesi günü, Per evde yalnızken, Oystein eve girmeye çalışmış ama kapı kilitli olduğu için pencereden içeriye girmiş ve Per’i odasında ölü bulmuş. Hikaye, sonrasında mide bulandırıcı bir hal alıyor. Oystein, polisi ve ambulansı aramak yerine, en yakın dükkanın yaklaşık yarım saat uzaklıkta olduğu kasabaya gidip bir fotoğraf makinesi satın alıyor. Sonra, fotoğraf pozları için olay yerindeki her şeyin yerini değiştirip, düzenlemeler yaparak, Per’in cesedinin fotoğraflarını çekmeye başlıyor. Tüfeği cesedin yanına koyuyor ve bıçağı tüfeğin üzerine yerleştiriyor. Per’un ıslak beyin ve kafatası parçalarını saklamak ve başkalarına da dağıtmak için alıyor. Büyük kafatası parçalarından kolyeler yaptı. Oystein cesedin bir çok fotoğrafını çekti ve fotoğraflardan birini yeni albümünün kapağında kullandı. Orjinal planı, mektuplarında da belirttiği gibi, albüm üzerinde birden fazla ceset fotoğrafı kullanmaktı. Per Ohlin’in bu korkunç görünen gerçek ceset fotoğrafı, çocukların rahatlıkla ulaşabileceği bir şekilde internette sosyal medyada dolaşmakta, sitelerde paylaşılmaktadır. İnsanlar bu resim ile alay ediyorlar, üzerinden espriler yapıyorlar.

Per’in kendini vurduğu söylenen tüfek Oystein Aarseth’e aitti, ancak polis onu bir şüpheli olarak dahi sorgulamadı. Polis, bir şekilde Oystein ın anlattıklarını kesin bir doğruluk olarak kabul etti. Ancak hiç kimse gerçekte ne olduğunu, Oystein’ın evde ceset ile ne kadar süre yalnız kaldığını, Per’e başka neler yaptığını, Per’un ölümünün öncesinde ve sonrasında onun yanında mıydı veya yanında başka kimler vardı bilinmiyor.

Per Ohlin’in intihar notu şöyleydi: “Lütfen kanı maruz görün, ama bileklerimi ve boynumu kestim. Cesedim bulunana kadar bir kaç gün geçsin diye ormanda ölmeye niyetlenmiştim. Ben ormana aitim ve hep öyle oldum. Bunun sebebini zaten hiç kimse anlamayacak. En yakın bir ifade ile, ben bir insan değilim, bu sadece bir rüya ve yakında uyanacağım. Çok soğuktu ve kan sürekli pıhtılaşıyordu, ayrıca yeni bıçağım çok fazla kör. Eğer bıçakla ölmeyi başaramazsam, kafatasımdaki herşeyi patlatacağım. Henüz bilmiyorum. “Let the Good Times Roll” un yanına bütün şarkı sözlerimi, paramın tamamı ile birlikte bıraktım. Kim bulursa onun olsun. Son bir jest olarak, size ‘Life Eternal’ ı sunabilir miyim… bununla ne isterseniz onu yapın. Pelle.”

İntihar mektubunda, ‘’yeni bıçağım çok kördü” diye bir cümle kurulmuş. Pelle’nin olduğu hafta sonundan önceki Cuma günü, tren istasyonunda sahne adı Hellhammer olan grubun davulcusu Jan Axel Blomberg ile karşılaştı. Ona yeni bir bıçak satın aldığını ve bıçağın çok keskin olduğunu söyledi. Halbuki intihar notunda “Çok soğuktu ve kan sürekli pıhtılaşıyordu, ayrıca yeni bıçağım çok fazla kör. Eğer bıçakla ölmeyi başaramazsam, kafatasımdaki herşeyi patlatacağım. Henüz bilmiyorum.” şeklinde yazıyor. Eğer söz konusu yeni bıçağı çok keskindiyse, mektubunda neden yeni bıçağının çok kör olduğunu yazmıştı?

Acaba bu notu yazması için onu bir başkası mı zorlamıştı? Onu öldürmek isteyen birisi olabilir miydi? Başına tüfeği dayayıp, önce bileklerini kestirmiş, sonra boğazını kestirmiş, zorla bir intihar mektubu yazdırmış, bakmış ki soğukta kan pıhtılaşıp duruyor, bu şekilde ölmeyecek, sonra da çocuğun beynine tüfekle ateş etmiş olabilir miydi?

Bunlar bilinmiyor ama her olasılık mümkün. “Oystein daha sonra, Hellhammer’ı telefonla arar ve Pelle’nin eve gittiğini söyler. Axel “İsveç’e mi döndü?” diye sorar. Çünkü herkes Per’un İsveç’e dönmek istediğini biliyordu. Oystein alaycı bir tonla “Yok, eve gitti, beynini uçurdu!” “Wow, gerçekten mi?” der Axel. Ve Oystein keyifle ve heyecanla “Evet doğru, ama fotoğraflar çektim!” Oystein a bu yaptığının yanlış olduğunu ve fotoğrafları yok etmesi gerektiğini söylemek yerine, şeytanın avukatlığını yapıp, fotoğraf filmlerini tab eder. Hellhammer bir röportajında bu diyalogları gülümseyerek anlatıyor, ve Oystein’ın fotoğraflar çekmesinde bir sorun olmadığını söylüyor.

Daha sonra grubun diğer bir elemanı, sahne adı Necrobutcher olan Joern Stubberud, bir röportajında şöyle diyor “Oystein beni aradı ve Pelle’nin benim evimde olup olmadığını sordu. Aslında o gün daha erken, Pelle’yi kontrol etmek için evlerine gitmeyi düşünüyordum ama gitmedim. Oystein, Pelle nin güvende olduğunu ve odasında takıldığını söyledi. Bu biraz tuhaf bir ifadeydi.” Pelle’nin odasında takıldığını biliyordu ise, neden ‘senin evinde mi’ diye saçma bir soru sordu? Ve neden Pelle’nin ‘güvende’ olduğunu vurgulamak istedi? Oystein Aarseth neden Necrobutcher i telefonla arayıp bunları söyleme ihtiyacı duymuştu? Bu mantıksız ve çelişkili sorular ve ifadeler bir suçluluk psikolojisi veya bir panik hali olabilir miydi?

Bazıları, Oystein’ın, yamyamlığı deneyimlemek için, Per’in beyin parçalarını yediğini, çorba yaptığını söylediler. Hellhammer şöyle diyor “Bazı beyin parçaları da bulduk, ve Euronymous aldı. Kendisini yamyam ilan etmek için beyin parçalarını pişirdi ve yedi. Euronymous, cesedin kolunu testereyle kesmeyi ve cam bir sergileme kutusuna koymayı düşündü ama bunun çok zekice olmayacağını anladı, çünkü muhtemelen polis, cesedin kolunun nerede olduğunu soracaktı.” Demek ki, polis olay yerine gelmeden önce Euronymous, Hellhammer ıle birlikte, ceset ile uzunca bir süre vakit geçirmişlerdi.

Oystein, önce telefonla intihar haberini Joern/Necrobutcher’a verir. Sonra evine gider ve bir zarfın içine koyduğu, Per Ohlin’in cesedinin fotoğraflarını ona gösterir. Pelle’yi gerçekten seven, gerçek bir dost olan Joern, çok üzülür, öfkelenir ve Oystein’a o resimleri yakmak zorunda olduğunu, bunu yapmadan önce karşısına çıkmamasını söyler. Tabiki Oystein Joern in dediğini yapmaz. Oystein, grup üyelerini, bir eğlenceymiş gibi Pelle’nin ceset fotoğraflarına bakmaları için zorlar. Daha sonra Joern, Oystein ın yaptığı bu alçak hareketler karşısında dayanamaz ve Mayhem grubundan ayrılır. Oystein’ın babası, o resimleri, Oystein ölene kadar sakladığını, ve sonra imha ettiğini iddia etmişti. Polis, Ohlin’in ölümüne dair ipuçları, belki de kanıtların bulunabileceği bu fotoğrafların peşine neden düşmedi? Oystein çektiği fotoğraflardan birini “Dawn Of The Black Hearts” bootleg live albüm kapağı olarak kullandı. Per Ohlin’in intihar olayını kendi ticari amaçları ve reklamı için kullandığı apaçık ortadaydı. Per Ohlin’in ailesi bunu öğrendiklerinde haklarını aramak için yeterince harekete geçemediler. İnternet sitelerine, Per’in ceset resmini yayınlamamalarını söyledilerse de, bunu hiç kimse dinlemedi. Hala o korkunç resmi T-shirt lerin üzerine basıp, internette ve konserlerde satmaya devam ediyorlar. Neden insanlar bu kadar susturuldu? Oystein ın bu kadar rahat davranmasının sebebi neydi? Arkasında kimler vardı?

Oystein, Per Ohlin’in ölümünden 5 gün sonra Tamas Vamosi’ye iş planlarından bahsederek başladığı iki sayfalık bir mektup yazdı. Per’un intiharını, cesedini, detaylarıyla uzun uzun anlattı. Mektubun sağ alt köşesine Per’un kafatası parçalarından birini bantla yapıştırıp gönderdi. 2018 yılında Per Ohlin’in kafatası parçası, gerçek cinayet parçalarının satıldığı Serial Killers İnk te satışa sunuldu. Kafatası parçası, Oystein’ın mektubu ile birlikte $3,500 a satıldı. Mektup şöyle bitiyordu: “OK! Hepsi bu kadar. Dead’in kafatası kemik parçasını da ekliyorum, almak istersen. Yakında görüşmek üzere!”

Daha sonra, Oystein, Per’in ıslak beyin parçalarını, iki parça kurşun saçmasını ve kafatası parçalarını, Vamosi’den aldığı gerçeklik sertifikası ile Steinmeyer Hakansson’ a gönderdi. Hakkanson şöyle anlatır; “Evet, tabii o zamanlar aldım bunları, Pelle öldükten hemen sonra. O zamanlarda onlar bir evde yaşıyorlardı ve finansal durumları iyi değildi, telefonları bile yoktu. 1991’de yeni yılı İsveç’te Dead (Pelle) ile geçirdiğimi hatırlıyorum. Sonra Norveç’e geri döndü ve bana bir mektup yazdı, ve sonra birisi bana kendisini öldürdüğünü söyledi. Ben de Mayhem’e bir mektup yazdım ve gitarist Euronymous’tan bir cevap geldi. Şöyle dedi ‘Kendisini vurdu, ve işte bu da kafatası kemiğinden bir parça. Biliyor musun, bir tüfekti.’’ bana ayrıca iki parça tüfek kurşunu ve bir parça da (Per Ohlin’e ait) ıslak beyin gönderdi. Hala saklıyorum. Çok iyi muhafaza ediyorum. Bunları Dead’in bütün arkadaşlarına da gönderdi.

Fazla kişi yoktu, bir kaç kişi, belki 5 kişi.’ Bazı parçaları Abruptum’dan Tony Sakka, Dismember’dan Richard Cabeza, İsviçreli grup Samael’in üyeleri, Kolombiya’lı Masacre grubundan bir üyeye gönderdi. Parçaların gönderildiği daha fazla kişiler de vardı.

Oystein insanlara Per Ohlin’in ölümünden bahsettiği mektuplar yazıyordu. Per un beynini yakından incelediğini,  yakın resimler çektiğini ‘he he’ gülme ifadeleri ile anlatıyordu. Cesedi Rigor Mortis aşamasında nasıl gözlemlediğinden de bahsetmişti…

Başlangıç – 2- Per Ohlin’in Ölümünün Soruşturulması 2.Bölüm

Bir kişi öldükten sonra, cansız beden, Pallor Mortis, Algor Mortis, Rigor Mortis ve Livor mortis olarak 4 ayrı bozulma aşamasından geçer. Rigor mortis, üçüncü aşamada oluşan, bedenin ölüm sonrası sertleşmesidir. Kaslardaki kimyasal değişiklerden ötürü, cesedin uzuvları sertleşir. Rigor mortis, ölüm gerçekleştikten yaklaşık 2 veya 3 saat sonrasında yüz kaslarında görünmeye başlar, 6 ile 8 saat sonrasında iç organlar da dahil, bedendeki diğer kaslara yayılmaya başlar, 12 saat sonra bu durum yüksek seviyeye ulaşır ve ölümden 36 ile 48 saat sonrasında yok olur. Per Ohlin’in albüm kapağında kullanılan post mortem fotoğraf, rigor mortis safhasında bir cesede benzemiyor. Rigor mortis durumundaki ceset sertleştiği için genellikle bir heykel gibi görünür. Rigor mortis in ilk önce yüz kaslarında yaklaşık 3 saat sonra ortaya çıktığını hesaba katarsak, tüm bedendeki sertliği gözlemleyebilmek için yaklaşık en az 6 saat geçmesi gerekiyor. En yüksek seviyeye 12 saat sonra çıkıyor. Ceset fotoğrafı, Per Ohlin’in ölümünün üzerinden çok zaman geçmeden çekilmiş gibi görünüyor. Oystein’ın rigor mortis aşamasını gözlemleyebilmek için, ceset ile uzun bir zaman geçirmiş olması gerekiyordu. Rigor mortis safhası 36 ile 48 saat kadar sürüyor, ki bu açıkça bir günden fazla ve 2 güne yakın bir zaman anlamına gelir. Bütün bu zaman içerisinde Oystein ceset ile ne yaptı? Hatta Per öldükten sonra polisi aynı gün içinde mi aradı? Olay Pazartesi günü ortaya çıkmıştı.

Oystein’ın birine yazdığı başka bir mektupta şöyle diyor “Dead bir kaç gün önce kendisini öldürdü! Evet! Büyük bir bıçakla, bileklerindeki ve boğazındaki arterlerini yarıp açtıktan sonra, bir av tüfeği ile beynini uçurdu!”

Oystein kesiğin arterlerde olduğunu nerden bildi? İnsan bedeninde kan taşıyan arterler ve damarlar bulunur. Arterler ve damarlar arasında çok keskin farklılıklar vardır. Arterler, kalpten, tüm vücuda oksijen içerikli temiz kan taşırken, damarlar kullanılmış kanı akciğerlere yenilenmesi için geri taşırlar. Arterlerdeki basınç çok yüksektir ve bir arter kesildiğinde, kan uzak mesafelere kadar fışkırır. Kalp tarafından oluşturulan ve direk olarak kan basıncı ile ilgisi olan bu basınç, kanı arterler vasıtasıyla nabız şeklinde iter. Bir damar kesildiğinde, nabızı olmaz ve çok düşük seviyede bir baskı ile, yavaş hareket eder. Arterlerdeki kanın rengi açık ve parlaktır ama damarlardaki kan köyü kırmızı renktir. Bir arteri kesmek genellikle hızlı bir ölüm ile sonuçlanır. Radyal arter bileklere yakın yerde yer alır. Kesildiği zaman, 30 saniyede bilinç kaybı, ve 2 dakika içinde ölüm ile sonuçlanır. Brakiyal arter, kolların iç kısmında, derindedir. Bu arteri zedelemek, 15 saniye içinde bilinç kaybı ve 90 saniye içinde ölüm ile sonuçlanır. Boyunun her iki tarafında karotid arterler ve şah damarları bulunur. Herhangi birisi kesildiğinde, kişi çok hızlı bir şekilde, 5 ile 15 saniye arasında kan kaybından olur. Oystein, kesiklerin arteri kesiği olduğunu nasıl bilmişti? Bunu anlayabilmek için, kanın açık parlak rengini ve hızlı fışkırmasını, kesme işlemi sırasında gözlemlemesi gerekiyordu. Ayrıca, Per Ohlin, bedenindeki 3 ayrı hayatı noktalardaki arter kesiklerinden sonra nasıl hayatta kalabilmeyi başardı? Önce, her iki bileklerindeki arterleri kesti ve sonra boğazındaki arteri kesti, daha sonra da oturup uzun bir intihar mektubu yazmaya karar verdi, ve en nihayetinde ise kendisini Oystein’ın tüfeği ile başından vurmaya karar verdi. O kadar uzun bir sürede arterlerini kesip, sonra da intihar notu yazması çok zor ve olası dışıdır. Belki bazı kişiler, önce Per’i intihar notu yazması için zorladılar, sonra da zorla kendisini kesmesini sağladılar. Öldükten sonra da, eğlence için kafasından vurdular. Kim bilir? Sadece Oystein’ın arter ile damar arasındaki farkı bilmediğini ümit edebiliriz. Garip olarak, ölü bir bedenin rigor mortis safhasının ne olduğunu çok iyi biliyordu… Polis kan üzerinde BPA uyguladı mı? BPA kan örneği analizi anlamına gelir ve kanın nereden geldiğini, yaralara neyin sebep olduğunu, kurbanın hangi yönden yaralandığını, katilin ve kurbanın pozisyonlarını, kan aktıktan sonra hangi hareketlerin yapıldığını, kaç olası katilin bulunduğunu …vs. tespit etmek için kullanılır. Bu intihar hikayesindeki tavşan deliği, bir çok insanın düşündüğünden çok daha derin. Per Ohlin’in intihar olayında hiç bir şey akla yatkın ve mantıklı değil.

Bu intihar hikayesinde, tavşan deliği, bir çok kişinin düşündüğününden daha derinlere iniyor. Per Ohlin’in intiharında hiç bir şey mantıklı gibi gözükmüyor. Kjetil Mahheim Önce Upon a Time Norway belgeselinde şöyle diyor “Pelle intihar ettiğinde Oystein benim evimdeydi. Sonra anladım ki aslında Pelle’nin evde yalnız kalması için bir plan yapmışlardı. Daha öncesinden Pelle’nin intihar edeceğini söylüyorlardı. Oystein Pelle’yi kışkırrti ve hazırladı. Tamamen şeytanlıktan mı yaptı yoksa bu bir oyun muydu, kendisine sorabilirsiniz. Resimler çekmesi, kemik parçaları alması… bunun gibi bir sürü şey yaptı. Bu iyi bir kişilik özelliği değildi”. Oystein Aarseth kimler ile birlikte bir ölüm planı ve intihar senaryosu hazırlamıştı? Bu yaptığı, cinayete azmettirmektir, yani bir kişinin intihar etmesini teşvik etmektir ve kanunen suç kapsamına girer. Bu suç için bazı ülkelerde hapis cezası vardır. Polis, diğer herşey gibi, bunu da göz ardı etmişti veya belki susmak zorunda bırakılmıştı. Per Ohlin’in tam olarak ölüm zamanı ve saati bile bilinmiyordu. Per un ölüm saatinde Oystein’ın Kjetil in evinde olduğunu, Kjetil aslında bilemezdi. Bir kişiyi, kendisini öldürmeye teşvik etmek bir suçtur. Buna “İntihara azmettirme” denilir.

Şimdiye dek bir çok insan, kurbanın üzerinde parmaklarını bile kıpırdatmadan, uzaktan, kasıtsız cinayet işlemek suçundan yargılanmıştır. Bu suçtan ötürü bazı ülkelerde insanlar hapis cezası alabiliyorlar. Norveç Krallığı Ceza Kanununun 233 sayılı maddesi şöyle diyor: “Başka bir kişinin ölümüne sebep olan veya ölümüne yardım eden, veya ölümü bildiği halde polise bildirmeyen herhangi bir kişi, cinayetle suçludur, ve en az 6 yıl hapis cezasına çarptırılır.” Oystein, Kjetil’e bu intiharın gerçekleşeceğini bildirdi ve ayrıca Per’e kendisini öldürmesini söyleyerek psikolojik baskı yaptı. Kanun maddesine geçen “Acessory thereto” yani ölüm olacağını bildiği halde bunu polise bildirmemenin anlamı, ya birisi bir cinayete/intihara suç ortağıdır, ya onu işleyen kişiye yardım etmiştir veya suçun işleneceğini biliyordur, ancak polise söylememiştir. Norveç yasalarına göre soru şu: Oystein Aarseth’in Per Ohlin’i yaptığı şey için cesaretlendirdiği ve en önemlisi de intihara sessiz kalması nedeniyle hapse atılacağı gerekiyor muydu? Gerek miyor muydu? Polis, bu kanunu neden görmezden geldi?

Amerika Birleşik Devletlerinde, bilerek bir insanın zorlama, baskı, kandırma yolları ile intiharına sebep olmak, cinayet olarak adlandırılır. Bilerek, zorlama, baskı, kandırma haricinde, sebep olarak veya kişiye yardım ederek intihar etmesini sağlamak, ikinci derece kasıtsız adam öldürmek olarak kabul edilir. 401 PC ceza kanunu, bir kişinin birinin intihar etmesine yardım etmesi veya teşvik etmesini bir suç olarak kabul eden bir Kaliforniya yasasıdır. PC 401’da şöyle geçer “Bir kişinin kasten başka bir kişinin intihar etmesine yardım etmesi, tavsiye etmesi, veya teşvik etmesi hapis cezası olan ağır bir suçtur.” Kanunun ihlali 3 yıl hapis cezası ve/veya 10 bin dolar para cezasıdır. İntihara azmettirmeye bir örnek verecek olursak, Minnesota’da bir hemşire, insanlara internet sohbet odalarında kendilerini aşarak intihar etmelerini canlı olarak yayınlamaları için teşvik etti. İnsanlara hangi intihar metotlarının en iyi olduğunu ve onlar için en doğru bir seçenek olduğunu söyledi. Başka bir olayda, bir savcı, erkek arkadaşını kendisini öldürmeye teşvik eden 17 yaşındaki bir kızı kasıtsız adam öldürmekten cezalandırdı. Erkek arkadaşına yazdığı telefon mesajında şöyle yazdı “Bu gece olacak. Ya şimdi, ya da hiç bir zaman.” Kjetil, bu intihar senaryosunun aslında Oystein ve arkadaşlarının bir planı olduğunu polise rapor etti mi? Aslında polis insanların ifadelerini aldı mı? Apaçık bir şekilde, Oystein Aarseth’in Per Ohlin’in ölümünde bir parmağı vardı. Bu nedenle, kendisi bu olayda bir numaralı şüpheli olarak kabul edilmeliydi.

Oystein bir radyo röportajında, Per’in kendisini öldürdüğünden gülerek, keyifli bir ton ile bahsederken, önceleri maddi sıkıntıları olduğunu ama Per’in ölümünden sonra rahatladığını, ve sonrasında plak dükkanı olan Helvete’yi açabildiğini söylüyor. Per Ohlin’in ölümü, Oystein ‘a nasıl bir maddi kazanç sağlamıştı? Bir İsveç radyosu, Oystein ile 1993 yılında yine bir röportaj yaptı. Oystein, Black circle tarikatı ile ilgili anlattıklarının arasında şu ifade dikkat çekiciydi; “Bu aktiviteler halka açıklanmamalı… bu hiç iyi olmaz.” Şarkıcılarının ölü bedeninin fotoğrafları, ve cesedin parçalarının etrafta dolaşması hakkındaki söylentileri Oystein şöyle cevapladı “Detaylar hakkında yorum yapmayı reddediyoruz. Ama sadece diyelim ki, biz normal insanlar değiliz. Biz ölüme tapıyoruz, ve bir cesetten korkmayız. Her gün bir ceset görme şansına sahip olmuyorsun, o yüzden bundan olabildiğince faydalanmalısın. Detaylara girmek istemiyoruz.” Ayrıca, ‘Kill Yourself” dergisindeki röportajında şunları söyledi “Hiçbir şey çok fazla İğrenç, şeytanca ve sapıkça değildir. Bir insanı soğuk kanlılıkla öldürmekte hiçbir problemim yoktur. Death metal, öldürme yeteneğine sahip acımasız insanlar içindir, okul sonrası komik bir hobisi olmasını isteyen aptal çocuklar için değildir.”

1985 ten beri arkadaşı olan Metalion da, Oystein’ın ölüme taptığını ve yaptıkları ile uçlarda olduğunu söylüyordu. Oystein her zaman insanları öldürebildiğini, açımsızca, şeytanca ve sapıkça şeyler yapabilme yeteneğine sahip olduğunu açık bir şekilde ifade etmişti. Böylece, Per Ohlin’in dirisine ve oluşüne her türlü şeytanca kötülüğü yapabilme kapasitesine ve olasılığına sahip olduğu da ortadaydı. Finn Hokon Rodland’ın bir röportajında, Hellhammer şöyle diyor: “Önceleri, Lavey ve Satanık İncil e odaklandık, ama daha sonra bunun sadece bir saçmalık olduğunu farkettik. Çocukça satanizm yerine, hakiki olarak şeytana tapınmaya başladık. Oystein, bu konuda tamamen saplantılı hale geldi ve başkalarına karşı kişiliğini değiştirdi. Gerçekten değişti. Şeytana olan inancı gerçekti ve bu inanç tarafından kontrol ediliyordu. Bu tür bir güce sahipti, ve bu ona komünist olmaktan başka herşey olması için ilham verdi. Küçük bir zorba gibiydi. Çok tuhaf bir şekilde kendi kendini aldatma yeteneğine sahipti ve sonrasında da bir çok insanı, küçük parmağında oynatarak kendisine inandırıyordu. Ben ve Oystein hiç tartışmadık. Birbirimizi bazı şeyler için örnek aldık”. Oystein, insanları kontrol etmek için iyi bir diktatörlük olduğunu düşünerek önce komünizme ilgi duymuş, sonra bu görüşün çok fazla insancıl olduğunu anlayınca, faşizm diktatörlüğüne yönelmişti. Oystein manipülatif ve kışkırtıcı bir kişiliğe sahipti. ‘Inner circle’ dediği satanist bir tarikat kurmuştu ve bu tarikat her geçen gün büyüyordu. Bir İsveç radyosundaki röportajında, “Ne kadar çok büyürsek, o kadar çok insanları bizim gibi düşünmeleri için manipüle edebiliriz. Biz Hıristiyanlığa savaş açtık, Hristiyanların gelip silahlarla bize saldırmalarını istiyoruz.” demişti. Oystein, cinayet ve suçlara direk olarak dahil olmak istemediğini, çünkü eğer yakalanırsa, organizasyonuna zarar geleceğini söylüyordu. Bu ilginç bir ifadedir. O dönemler, “black circle” dedikleri black metal mafya çatışmaları, satanist ayinleri, kilise yakmalar, sadece eşcinsel olduğu için adam öldürmeler, ırkçı saldırılar gibi cinayetlerin, suçların olduğu bir ortamdi. Ortada bir güç savaşı vardı.

Oyun mu yoksa Şaka mı? : Inner Circle

Euronymous/Oystein her ne kadar işlenen suçlarda arka planda gözükmeyi tercih etse de, Holmenkollen Chapel ‘ini yakma eylemini Vikernes ve Emperor grubunun davulcusu Bard Guldvik ile birlikte gerçekleştirdi. Birlikte chapeli bombalama planı yaptılar. El yapımı bomba patlamayınca, ilahi kitaplarının ve İncil’lerin üzerlerine gaz döktüler ve bütün kiliseyi baştan aşağı yaktılar. El yapımı bombalar da dahil, her türlü silahlara sahiplerdi.
Bütün bunların dışında, Oystein, etrafındakileri hangi tür müzik dinlemeleri gerektiği konusunda da kontrol ediyordu. “Fakat Euronymous, endüstriel, punk veya synhesiser müzik gibi sana başka türlü müzikler ile de dinletirdi.” diyor Enslaved grubundan Ivar Bjornson.
Euronymous “black metal” teriminin,”Satanic” olduğu sürece, her türlü metal müziğe uyarlanabileceğini söylüyordu ve şöyle diyordu: “Eğer bir grup Şeytani besliyor ve ona tapıyorsa, o black metaldir. Sıradan bir heavy metal, veya sadece bir gürültü olabilir. Önemli olan Şeytani olmasıdır; işte bu onu black metal yapar”. Immortal gibi müzik gruplarına, Satanist olmadıkları için black metal denilmesini reddediyordu. Osytein metal müziği teistik satanist ideolojilerini yaymak için mi kullanıyordu? Evde org ile synth müziği çaldığına göre, yeterince şeytani olduğu sürece, sadece bir gürültü bile olması onun için fark etmiyordu. Mektuplarından birinde Abruptum grubunun müziğinden şöyle bahsediyor “Sıradan bir müzik değil, şeytani. Stüdyoda, kayıt sırasında birbirlerine çok ağır işkenceler ediyorlardı. Acı çektiklerini müzikte duyabiliyorsun. Bu harika. Yakınlarda, bir tanesi neredeyse oluyordu. İşte bu iş bu şekilde olmalı.” Görünüşe göre, Oystein ın ölüm, öldürmek, işkence etmek ve kötücül her şey ile ilgili bir saplantısı vardı. Bu gibi şeyler ona büyük bir zevk veriyordu.
Oystein insanlara her zaman ölüm tehditleri gönderirdi. Bu gerçeği müzik grubundaki üyeler de söyleşilerinde onaylıyorlar. Necrobutcher, Önce Upon a Time in Norway belgeselinde “Oystein, Hawaili t-shirtler giyen death metal gruplarına ölüm tehditleri gönderdi.” diyor. Per’un ölümünden sonra Mayhem’e yeni bir şarkıcı ve bas gitarist olarak katılan Occultus lakaplı Stian Johannsen, Inner Circle tarikatının bir üyesiydi. Euronymous’un kendisini ölüm ile tehdit etmesinden sonra, müzik grubundan ayrıldı. Satyricon grubundan Anders Odden’a gönderdiği bir mektupta, sözlü olarak saldırdıktan, küfürler ve hakaretler ettikten sonra, mektubu açıkça Anders’i ölüm ile tehdit ederek şöyle bitiriyordu: “Bütün demek istediğim; Bizi bir daha taklit et, sen oluşun.” Anlaşılıyor ki, kendi acendasına uymayan bir kişiye karşı bu şekilde çirkinleşebilecek ve ölümle tehdit edebilecek bir kişiliğe sahipti.

Bir Arkadaşın Kişiliğini, Bedenini ve Ölümünü Sömürmek:

Oystein, Per Ohlin’in kendisini öldürdüğünü, çünkü metalci müzisyenlerin, metal müziği ticarileştiren koşu pantolonu giymelerine karşı olduğu için bunu yaptığını iddia etti. “Metalcilerin bu tarzından rahatsızım, öyleyse tepkimi göstermek için beynimi uçurayım!” şeklinde bir düşünce, intihar etmek için bir sebep olamaz. Bu sadece Oystein Aarseth’in mükemmel bir algı yaratmak için uydurduğu diğer hikayelerden biriydi. Necrobutcher in ve Varg’ın da röportajlarında belirttikleri gibi, bütün bu görüşler aslında Oystein’ın kendisine aitti. Per’in ölümünü kendi ticari planları ve reklamı için kullandı. Oystein ayrıca Per un kötülüğü ve şeytancılığı savunduğu için de kendisini öldürdüğünü iddia etmişti. Pelle mektuplarından birinde “Ben satanist değilim çünkü hiç bir kötü tarikata ve hiç bir tarikata üye değilim.”

Oystein’ın iddia ettiğinin aksine, Per, kendisi de belirttiği gibi, asla Satanizm ve satanist hiç bir şeye ilgili duymadı. Bunu kendi sözleriyle destekleyen diğer bir örneği, Tony Särkkä’ya yazdığı bir mektupta görüyoruz.

Per şöyle diyor : “Samuel hordlarının ikisi de kötü ve şeytani mezhepler, fakat onların fan kulüpleri ve genel düşünceleri beni kesinlikle heyecanlandırmadı.” Ayrıca Per, “Hıristiyanlıktan ve kendileri için düşünemeyen, yobaz zihinlerinde mutlu oldukları, kalpsiz taraftarlarından nefret ettim” diyor. Bu görüş, Oystein’ın düşüncelerinden kesinlikle çok farklıydı.

Çünkü Oystein insanların özgür olmalarını, özgür iradeleri ile düşünmelerini istemiyor, mutlak kötülük ve diktatörlük altında ezilmelerini istiyordu. Bireyselliğe, merhamete, barışa karşı olduğunu, nefret, acı ve kötülük yaymak istediğini söylüyordu. Ağustos 1993’te Esa Lahdenpera’ya verdiği röportajda şunları söyledi “ Boynuzlu şeytana inanıyorum. Bence diğer bütün Satanizm formları saçma. Satanizm dindar Hristiyanlıktan gelir ve öyle de kalmalıdır. Ben dindar bir kişiyim, ve O’nun (şeytanın) adını yanlış kullananlarla savaşacağım. İnsanlar kendilerine inanmamalı ve bireysel olmamalılar, İtaat etmeleri, dinin köleleri olmaları, ve Biz ne istersek onu yapmaları gerekir”. Anton Lavey ve Aleister Crowley’in, doğma karşıtı, barışçıl ve bireysellik içeren öğretilerine karşı çıkıyordu. Church of Satan fikrini savunan hiç bir müzik grubunu kabul etmeyeceğini, onların, kendisinin tam zıttı olarak, özgürlük ve hayat-sever ateistler olduğunu söylüyordu.

Varg, kendi Youtube kanalında yayınladığı videolarından birinde, bir arkadaşı ile Krakstad’ta, Pelle ile aynı evi paylaştıkları Oystein a yaptığı bir kaç günlük ziyaretlerini anlatır. Varg, Pelle’nin, Oystein (Euronymous) etraftayken odasından çıkmadığını, ancak o evden ayrıldığında dışarıya çıkıp Varg ve arkadaşının yanında oturduğunu söylüyor. Varg ayrıca Hellhammer ın da önceden beraber kaldıkları o evde yaşamak istemediğini, başka bir yere taşındığını söylüyor. Varg şöyle diyor: “Oystein insanların arkasından kötü konuşurdu. Necrobutcher’in ot içtiğini, kız arkadaşı ile kaldığını söyledi, ve onu aşağılayarak konuşurdu. Hellhammer hakkında da onu aşağılayıcı konuşarak, Oslo’ya, barlara gidip kadınlarla birlikte olmak için taşındığını söylüyordu. Yanlış birşeyler olduğunu biliyorduk. Darkthrone müzik grubunun vokalisti ve diğer üyesi bizi ziyarete geldi. Yeni albümleri Soulside Journey i henüz çıkarmışlardı. Koşu pantolonları giymişlerdi. Sohbetleri boyunca Euronymous, müzik grubu üyelerini, eşofman tarzı pantolonlar giydikleri için, metalcilerin bu şekilde giyinmemeleri gerektiği konusunda azarladı ve onları aşağılayıcı bir şekilde konuştu. Euonymous onları kıskandı, çünkü kendi grubu provalar bile yapmamış iken, Darkthrone, o zamanın büyük bir şirketi olan Peaceville’de kayıtlar yapıyordu.” Varg, kendilerinin endişesinin, metal gruplarının giyim tarzları olmadığını, onların aynı sounda sahip oldukları, ve hatta bunun için aynı stüdyolarda çalışmış olmaları olduğunu söylüyordu.
Varg şöyle devam ediyor: “Noel’den bir kaç ay sonra Per hayatını kaybetmişti…Euronymous, metalcilerin koşu pantolonu giymesinden rahatsız olduğu için Per’in kendisini öldürdüğünü iddia etti. Yani bu yüzden kendini öldürmüştü. Varg, ama bütün grup üyeleri, bunun bir yalan olduğunu biliyorlardı. Bu hiç bir şekilde Pelle’nin bir düşüncesi değildi. Euronymous’un bunu kendi gündemi ve çıkarları için kullandı.” 1991 de Per ve Oystein,müzik provaları da yaptıkları aynı evde yaşıyorlardı. Per vaktinin çoğunu odasında mektuplar yazarak ve resimler yaparak geçiriyordu. Necrobutcher, Per ve Oystein birlikte bir süre yaşadıktan sonra, birbirlerinin çok fazla sinirlerine dokunmaya başladıklarını söylüyor. Eurnonymous Pelle’yi sürekli taciz ediyor, kendisini öldürmesi gerektiğini söylüyor ve bu konuda onu teşvik ediyor, sahnede kendisini daha çok kesip yaralamasını istediğini söylüyordu. Hellhammer evden taşındıktan sonra Pelle, Euronymous ile yalnız kalmıştı.

Oystein’ın Per’e yaptığı eziyet çok dayanılmaz olmalıydı ki, Pelle onunla karşılaşmamak için odasından bile çıkmak istemiyordu ve evde o yok iken dışarı çıkıp insanlarla sosyalleşiyordu. Hellhammer, artık kavgalarının sözlü olmaktan daha ileri gidip, fiziksel şiddete dönüşmesinden rahatsızlık duyduğu için büyükannesinin evine taşındığını söylemiştir. Hellhammer, Euronymous’un bütün gece Per’in nefret ettiği synth müziği çaldığı için Per in ormana gidip uyumak zorunda kaldığını, ve Per’un arkasından gidip, tüfeği ile havaya ateş ettiğini de söyledi. Pelle, İsveç ten gelecek hayallerini bulma ümidi ile Norveç’e gelmiş, kendi halinde, zararsız bir çocuktu. Çok yetenekli bir sanatçıydı. Yaptığı çizimlerin yanı sıra, albüm kapağı resimleri ve logolar tasarlıyordu. Mayhem in şarkı sözlerini yazıyordu, güçlü ve duygu yüklü sesi ile, grubun parlayan yıldızı olmuştu. Per’in, sahne adı Dead idi. Sahneye ölü makyajı yaparak çıkıyordu. Bu onun ölüm konseptini sanatında yansıtmak için kullandığı bir imajdı. Bu sahne makyajının aynısını Euronymous da yapmaya başlamıştı. Necrobütcher buna tepki göstermiş ve bu makyajın sadece Dead’e özgü olması gerektiğini söylemişti. Euronymous belki de Per’un yaratıcliğini, hakikiliğini, kendine özgülüğünü, yeteneğini ve başarısını kıskandığı için ona bütün bu kötülükleri yapmış olabilirdi. Jorn Stubberud/Necrobutcher, Norveç kanalı NRK TV söyleşisinde şunları anlatır: “Oystein konserlerin reklamını yaparken, kafasında Pelle’nin kendisini kesme fikri vardı. İkisi bunu konuşmuşlardı. Pelle bunun eğlenceli olabileceğini düşünmüştü. Ama ben bu fikirden hiç hoşlanmamıştım. Bence aptalca bir fikirdi ve bu fazlasıyla ileri gitmek, aşırıya kaçmaktı. Ben de ona keskin olmayan kör bıçaklar verdim, böylece sahnede sadece teatral hareketler yapacaktı. Ama Pelle için bu yeterli değildi, bir kola şişesi kırdı ve kendisini derin kesti. Sahneden inmek zorunda kaldı, kötü olmuştu. Oystein bunun çok eğlenceli olduğunu düşündü. Böyle bir şeyin insanları şok edeceğini biliyordu. Ben ise buna değmeyeceğini düşünüyordum. Arkadaşım çok önemliydi, onu böyle bir şey yapmaya cesaretlendirmek istemezken, Oystein tam tersini istiyordu. İşte o zaman Oystein ile aramızda anlaşmazlık çıktı”. Oystein ın Abo Alsleben’e yazdığı bir mektupta şöyle diyor “Gösterilerimiz brutal olduğunda Pelle kendisini kesecek. Çok büyük ve brutal bir bıçak bulabilir misin? Bir mutfak bıçağı çok iyi olur. Dead sigortalı, yani hastaneye ödeme yapmak zorunda değil, ama kendisini kestiğini öğrenirlerse para vermezler. Bu yüzden hastaneye bir partide olduğumuzu ve kavga çıktığını söyleriz ve Kel kafalı Nazi’leri suçlarız, he he. Dead’i hızlıca hastaneye yetiştirebilme imkanımız olmalı.” Oystein Aarseth çıkarları için detaylı planlar kuran, yalanlar söyleyen, insanları kandıran bir kişiliğe sahipti. Açıkça Per Ohlin’i, bir sirk hayvanı gibi, ticari amaçlı kullanıyordu.

Bilindiği üzere, Oystein Aarseth, Per Ohlin’in ölümünden sonra kendi dükkanı Helvete’yi açmıştı. Thomas Ericsson, Marius Vold ile podcastinin 10’uncu bölümünde bir söyleşi yaptı. Marius, Euronymous’un dükkanı Helvete den ve black circle, kara çember dedikleri, seçilmiş kişilerden oluşan tarikatını anlatırken şöyle diyor: “Black circle üyelerinin özelliklerinden biri yalan söylemekti… Oystein ve Varg birbirlerinin arkasından konuşuyorlardı… Medyanın negatif ilgisinden sonra Oystein korktu. Uzun süredir yanlış bir şeyler yaptığını ve cezaevine gideceğini biliyordu. Korktu ve dükkanını kapattı.” Ayrıca, Euronymous, anne babasının, dükkanı kapatırsa, kendisine bir apartman dairesi alacağını söylediğinden bahsediyor. Daha sonra dükkanı kapatır ve apartman dairesine taşınır. Oystein uzun süredir yanlış bir şeyler yaptığını, ve cezaevine gideceğini biliyordu. Hangi suçları işlemişti ve hapse girmekten korkuyordu? Oystein Aarseth, cinayet ve suçlara doğrudan karışmadığını, çünkü yakalanırsa bunun organizasyonuna zarar vereceğini kendisi söylemişti. Yakalanmaktan neden bu kadar korkuyordu? Ailesi neden dükkanı kapattırdı? Yakalanırsa bir şeyler mi ortaya çıkacaktı? Oystein ın Per Ohlin in ölümü ile bir bağlantısı olabilir miydi? Söylentilere göre, Oystein’ın varlıklı ve güçlü bir ailesi vardı, belki de bu yüzden rahatlıkla insanlara ölüm tehditleri gönderiyordu. 2012 yılında, Norveç havaalanı 10’uncu yıldönümlerini kutlamak için, Norveç’in ünlü isimlerinin resimlerini uçaklarının üzerinde kullanacaklardı. Bunun için bir kampanya başlattılar. Metal müzik dünyasındaki sembollerden biri kabul edilen Oystein Aarseth, oylamalar içinde seçilen ünlülerden biriydi. Fakat, Aarseth ailesi, Oystein’ın resminin kullanılmamasını talep etti ve buna bir sebep göstermeyi reddetti. Norveç sözcüsü Lasse Sandaker Nielsen, Dablaget gazetesinde, isteklerine saygı duyduklarını rapor etti. Ayrıca, Aarseth ailesi, Mayhem’in davulcusu Hellhammer’a, Varg Vikernes tarafından kaydedilen baş gitar parçalarını albümden çıkarmasını söyledi. İlginç olan şu ki, Aaarseth ailesi rahatlıkla istekler talep ediyor ve insanlara istediklerini yaptırabiliyorlardı. Öte yandan, Per Ohlin’in ailesi, intihar olayının gerektiği gibi araştırılmamasına karşın hiç bir yapamamış, Oystein’ ın yaptığı alçakça şeylerin hesabını soramamıştı. Oystein, Per Ohlin’in ölümünü kendi ticari amaçları için kullanmıştı. Per’un kardeşi Anders, abisinin ceset resmini albüm kapağında kullandıklarını bile bilmiyordu.

Bir gün, bir plakçıya gitmişti ve Mayhem’in yeni albümünü görüp eline alıp baktığında, albüm kapağının üzerinde, abisinin kanlı cesedinin fotoğrafı ile karşılaştığı anda, hayatının en acı ikinci bir tramvasını yaşadı. Bu insanlar böyle bir alçaklığı haketmemişlerdi. Şu an Anders, kendi çocuklarına, internet sitelerinde ve sosyal medyada açıkça dolaşan bu acı fotoğrafı gördüklerinde, nasıl açıklayacağını düşünmektedir… Aynı tramvayı çocukları da yaşayacaklardır. Anders Ohlin, bir röportajında önemli bir mesaj veriyor… “Pelle’yi takdir eden herkes, post mortem ceset resmini göstermeyerek ve ailesine de, başkalarının paylaşmasını engellemelerinde yardımcı olarak onu anabilir. Benim çocuklarım yakında, er ya da geç büyüyecekler ve bu resimlerle karşılaşacaklar. O an için onları hazırlamaya çalışıyorum. Onların, resimi ilk gördüğümde benim geçirdiğim şoku yaşamalarını istemiyorum…”

İnsanlar, bazen doğru olmayan şeyler ile ilgili spekülasyon ve varsayımlar yaparlar. Bazı kişiler, Per Ohlin’in kendini açlıktan öldürmeye çalıştığını iddia ediyorlar. Pelle nin iştahı ile ilgili bir problemi yoktu. Ancak, babasının yemeklik alması için gönderdiği paranın çoğunu, yemeklik almaktansa, Mayhem’in demolarını postalamak, pullar almak için harcıyordu. Mayhem in gelecek başarısına çok önem veriyordu. İnsanlara mektuplar yazıp, Mayhem kayıtlarını satmaya çalışıyordu. Albüm kapakları için logolar, sanat çalışmaları tasarlıyordu ve şarkı sözleri yazıyordu.

Türk konser organizatörü Arcan Öğütverici’nin kendisi ile birebir yaşadığı deneyimlerine göre, Pelle’nin yemek yemek ile ilgili hiç bir sorunu yoktu. Mayhem’in Türkiye turu, İzmir şehrinde, Pelle’nin ölümünden 4 ay öncesinde, Kasım 1990’da gerçekleşti. İzmir konser organizatörü Arcan Öğütverici, grup üyeleri ile birlikte geçirdikleri 2 gün içerisinde, onların iyi yemekler yediklerini, Pelle’nin de ikram edilen her şeyi, grup arkadaşları ile birlikte, onlar ne yedilerse, aynı şeyleri yediğini söyledi. Mektuplarından birinde Per Ohlin şöyle diyor: “Türk polisleri bizi çok konuşulan hapishanelerine atmazlar. Orada biraz kebap satın alıp yerim.” Pelle Türk kebabının tadını seviyordu ve apaçık şekilde yemek istediğini söylüyordu. Kendisini açlıktan öldürmek isteyen bir insan, genellikle ne tür yemek yemek istediğinden söz etmez. Faust grubu üyesi Bard Guldvik Eithun, Jessheim Booklet’te Pelle hakkında konuşurken şunları söylüyor: “…Sonra, fırından geleneksel Norveç yemeği olan Grandiosa’yı yemek için çıkardı. Hiç şüphe yok ki, bu (yemek için) en iyi bir seçimdi.” Necrobutcher şöyle diyor “Pelle her zaman çay içiyordu ve tütün çiğniyordu. Zayıftı. Yemek yiyordu ama yeterince sık yemiyordu. Daha çok Spagetti ve ketçapla besleniyordu”. Bu da aslında Per Ohlin in yemek yediğini ama düzenli beslenmediğini gösteriyor. Per Ohlin’in kardeşi Anders, Black Metal Morten belgesel podcast radyosundaki röportajında şöyle diyor “Pelle birine kaset teybi gönderebilmek, veya bir yerde sahne ayarlayabilmek için yemek yemeyi atlayabilirdi. Bir süre sonra diğerleri pes etti ve dönüp bir baktı ki, geri kalan grup üyeleri onunla değildi.” Aslında, Per Ohlin’in bir partide fast food yerken çekilmiş bir fotoğrafı da bulunuyor. Anders, 2017 yılı P3 Dökümentar Podcast, Black Metal Morden’da verdiği röportajda şöyle diyor: “Pelle, birilerine teyp kaseti gönderebilmek, veya bir yerlerde sahneye çıkma işi ayarlamak için bir öğün yemek yemeği atlayabiliyordu. Sonra arkasını döndü ve bir baktı ki, gruptan yanında hiç kimse kalmamış. Bu onu perişan etti…” Bunun anlamı, Per sanatı ve işini o kadar çok önemsiyordu ki, parasını yemek almak yerine, Mayhem’i geliştirmek için harcıyordu. Per Ohlin, Kalem arkadaşı Old Nick’s yazdığı mektuplardan birinde astral seyahatten ve ölüm deneyiminde görülen ışıklardan bahsederken şöyle diyordu “…sonra farkında olmadan beyaz ışığın olduğu yere girdim, ölü alemine gitmiştim ama sonra geri gönderildim. Bu dünyada başarmam gereken bir tür amacım olduğunu anladım. Bu yaklaşık 8 yıl önce öldü ve tekrar o ışığa geri dönmeden önce burada ne yapmam gerektiğini bulmaya çalışıyorum”. Per, duygusal ve ruhani bir çocuktu ve çocukken hastanelik olduğunda yaşadığı beden dışı deneyiminden bahsediyordu. Öteki dünyaya göç etme vakti gelmeden önce, bu dünyada bir misyonu olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden de, hayattaki hedeflerine ulaşabilmek için, her zaman öğrenmek ve yeni şeyler keşfetmek istiyordu. Açıkça görülüyor ki, ölmeye çalışmıyordu, hayallerinin peşinde koşmak için her şeyi yapıyordu.

Uffe Cederlund, Mysikens Makt’taki reportajında şöyle diyor: “Pelle mükemmel bir şarkı sözü yazarıydı, ve inanılmaz bir vizyonu vardı.” Abbo Alsleben de Pelle için şöyle diyor: “O herşeyini verdi. Şarkılarının arasında şu içti, yoksa çatlamış sesi buna dayanmazdı. Her şarkıdan sonra dinlenmek zorundaydı. Mental /zeka olarak çok güçlüydü, ikna edici ve kusursuzdu. Fiziki olarak hassastı, kibardı ve narindi. Sesinden elde ettiği enerji, tamamen zihninden geliyordu.” Pelle’nin 1990 da Old Nick’e yazdığı bir mektubunda şöyle diyor: “Hiç bir zaman bir sanat okuluna gitmedim, işin asli, cicim yapmasını hiç bilmiyorum. Profesyonel bir tasarımcı veya onun gibi bir şey olmayı çok istiyorum, ama hiç yeterince zaman ayıramıyorum bunun için…” Anders da şöyle söylüyor: “Pelle, ünlü bir kişi olmak düşüncesindeydi, ve bununla ödüllendirilmesi / kesvedilmesi sadece bir zaman meselesiydi. Herşey için çok geçti, ve grup dağılıyordu. Bunu tek farketmeyen Pelle’nin kendisiydi. Hayal kırıklığına uğramış olmalıydı”. Per Ohlin güçlüydü, yetenekliydi ama alçak gönüllüydü ve kesinlikle hayatta bir vizyonu vardı. Belki de, Oystein grubun dağılmakta olduğunu biliyordu, bu yüzden de Per’un ölümünü, kendi işinin reklamını yapmak amaçlı kullanmak için planlar yapmıştı. Per, Battery N5 ile yaptığı bir röportajda şöyle diyordu: “Sanırım, sesime, şu ankinden daha çok önem vermeliyim. Ama size şunu söylemeliyim ki, sigara içmiyorum, ve çok sıklıkla içki de içmiyorum, ve içmemek konusunda, daha çok bu zaman ve para eksikliğinden oluyor.” Per, kendine bakması gerektiğini tamamen farkındaydı. Sanatı, hayatı ve spesifik gelecek hedefleri ile ilgili çok sayıda mantıklı ve olgun açıklamalar yapıyordu. Metalion, “The Slayer Mag Diaries”’de şöyle diyordu: “Dead, ağır likör içemezdi. Düşük alkollü İsveç folkol birası, ki bu çocuk işi, bunun dışında hiç bir şey içmeye alışkın olduğunu sanmıyorum. Her ne zaman daha güçlü bir şey denese, tipik bir ilk kez sarhoş olan biri oluyordu. O gece (1989 yılının yeni yıl akşamı), aptallaştı ve kontrolden çıktı… Bira şişeleri ile dolu olan büyük bir masaya çarptı, düştü ve bahçeye bakan büyük pencereyi kırdı.” Pelle’nin grup arkadaşları da onun alkol içmeye alışkın olmadığını, ve çok sık içmediğini söylüyorlar. Aynı gece, Pelle arkasına şöyle dedi: “Bu gece, Transilvania’ya gidiyoruz!” ama bu hayali hiç gerçekleşemedi…

Psikoz: Bir Sendrom

Bazıları, Per Ohlin in Yürüyen Ölü Sendromu olarak ta bilinen, Cotard’s Sendromu rahatsızlığı olduğunu ve bu yüzden kendisini açlığa mahkum ettiğini ve öldürdüğünü iddia ediyorlar. Cotard’s sendromu, dünya çapında sadece yaklaşık 200 kişide rastlanan çok nadir bir hastalıktır. Dr. Jules Cotard tarafından 1882 yılında tanımlanmıştır. Cotard’s sendromu, hastanın kendi bedenini, ölüm veya olumsuzluk hayali yanılgısı ile inkar etmesi durumudur. Bu hastalar, hareket halinde olmayı reddeder, çünkü organlarını, kanlarını veya bedenlerinin bir parçalarını kaybettiklerine, ruhları olmadıklarına inanırlar ve akıllarını, zekalarını yok yaşarlar. Kendilerini açlığa ve bir suçluluk hissine mahkum ederler.

Diğer bir semptom nihilizm, yani hiçliktir ki bu durumda, kişi hiç bir şeyin değeri ve anlamı olmadığını düşünür. Sinirsel temassızlık, kişiyi kendi yüzü ona ait değilmiş gibi düşündürür, ve kişi kendi yüzüne baktığında kendisini tanıyamaz, bu normalde tanıdıkları yakınlarının ve başka insanların da yüzlerini tanıyamamalarına yol açtığı için onların kimlik hırsızı, sahtekar olduklarını düşünür. Hastada bir çok psikotik ve tıbbi rahatsızlıklar görülür. Bunlar, hafıza kaybı olan aşırı bunama, bir virüsün beyinde yol açtığı ansefalopatı beyin hastalığı, beyinde çoklu doku sertleşmesi, beyinde hücre hasarı ile birlikte bedende sertlik, yürümekte zorluk, felç, vücutta titremeye yol açan Parkinson’s hastalığı, beynin dışında oluşan subdural (sert zar altı) kanama, beyin tümörü, kan pıhtılaşması, şizofreni, madde bağımlılığı şeklinde sıralanabilir. Cotard’s sendromu vakalarına bir kaç örnek verecek olursak, 1788’de Charles Bonnet, yaşlı bir kadının yemek hazırlarken bedeninin bir tarafının felç olduğunu, ve kendisine geldiğinde, ölü olduğuna inandığını rapor etti. 2009’da Belçika’lı psikiyatristler, 88 yaşında bir adamın hastaneye gelerek kendisinin ölü olduğunu ve adının ölü olarak kayıt edilmesini istediğini rapor ettiler. Yunanlı doktorlar, 72 yaşında bir kadının bütün organlarının eridiğini ve ölü olduğunu ilan ettiğini rapor ettiler. New York psikiyatristleri, 53 yaşındaki hasta bayan Lee’nin ölü olduğunu, çürümüş balık gibi koktuğunu, ve ailesine onu morga götürmesini istediğini, böylece diğer ölülerle aynı yerde olabileceğini söylediğini rapor ettiler. Cotard sendromunun sebeplerine, semptomlarına ve yaşanan vakalara bakacak olursak, çok ciddi ve nadir görünen bir hastalık olup, çoğunlukla yaşlı insanlarda görüldüğü dikkat çekmektedir. Yürüme zorluğu, yavaş hareket etme, kendi yüzünü ve tanıdıklarının yüzlerini tanıyamama, Parkinson hastalığı gibi çok ciddi psikolojik, sinirsel ve tıbbi rahatsızlıklar söz konusu iken, Per Ohlin’de Cotard hastalığı olduğu için kendisini öldürdüğü iddiası hiç mantıklı değildir. Pelle, bir video çekiminde de görüldüğü gibi, hareketli, neşeli bir çocuktu. Harika bir mizah anlayışı vardı ve bunu fantastik-korku temalı çizimlerine mizah ekleyerek te gösteriyordu. Kendisini açlığa mahkum ederek öldürmeye çalışmıyordu. Sadece beslenmesine fazla özen göstermiyordu.

Pelle’nin depresif ruh halinin sebebi, mektuplarında da hep belirttiği gibi, Norveç’ten ve İskandinavya’ dan ve oradaki insanlardan nefret etmesiydi. Bu yüzden de orada mutsuz, yalnız hissediyordu. Başka bir ülkede yaşıyor ve kendi dilini orada konuşamıyordu. Diğerlerinin kız arkadaşları vardı, ama onun yoktu. Ailesi uzaktaydı. O yüzden bazen mutsuz ve yalnız hissediyordu. Sanatsal vizyonu çok genişti ama maddi imkansızlıklardan dolayı, istediği projeleri gerçekleştiremiyordu. Necrobutcher, Norveç kanalı NRK TV deki bir belgeselinde şöyle diyor: ‘ “Pelle benim küçük kardeşim gibiydi” Röportaj yapan kişi Pelle’nin depresyonda olup olmadığını sorduğunda, “Hayır” cevabını veriyor ve şöyle devam ediyor: “Genellikle onu ağzı kulaklarına vararak gülümsediğini hatırlıyorum. Harika bir espri anlayışı vardı. Öteki dünyaya inanıyordu… Öylesine mutlu bir çocuktu ki…Bundan sadece bahsederken bile boğazım düğümleniyor…”
ve aslında intihar ettiğini duymanın ona tamamen bir sürpriz olduğunu söylüyor. Morgan Steinmeyer Hakansson şöyle diyor “Dead gruba katıldığında, işte o zaman Mayhem, benim takdir ettiğim Mayhem haline geldi. Bir kişi olarak, çok ciddi ve yaptığı ise ilgi duyan, ciddiye alan biriydi ama aynı zamanda inanmayacağınız derecede fazla bir mizah anlayışı olan, esprili bir insandı !. Muhtemelen tanıştığım en komik çocuklardan biriydi. Bence, onu tanımak benim için büyük bir ilham kaynağıydı. Gerçekten Morbid grubunun December Moon demosuna hayran kaldım. Güçlü bir vizyonu vardı ve eşsiz bir düşünme tarzı vardı, bu yüzden harika bir ilhamdı ve hala bir şekilde şu an da öyle”. Demek ki, Per sahnedeki “Dead” kişiliği, sanatsal performansının bir parçasıydı, fakat aslında sahne dışında tatlı ve komik bir insandı. Harika kişiliği ve sanatsal yetenekleri ile bir çok insana ilham kaynağı oldu. Dürüstlük te kişilik özelliklerinden bir tanesiydi. Necrobutcher, Death Archives’ta, bir gün bir polisin araba sürerken kendilerini durdurduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor: “ Polis saygısızdı, çünkü beni çok iyi tanıyordu. Aniden, Pelle otoriteye cevap vermek zorunda kaldı ve ‘Sigara bile içmem’ dedi. Tabi polis te buna ‘gerçekten’ inandı. Hippiye benzeyen, uzun saçlı, zayıf bir çocuk vardı karşısında. Pelle, polisin ona inanmadığını anladı, bu yüzden ona ‘snus’ tutun kutusunu gösterdi. Polis daha da çok şüphelendi, ama hepimizi temiz çıktık.” Per hiç bir zaman bir şey içmedi. Sadece, bir İsveç dumansız tütün olan ‘Snus’ çiğniyordu. Per o kadar çok dürüst, iyi niyetli ve cesurdu ki, hiç kimseden hiç bir şey saklamazdı.

Erken Dönem ve Sonraki dönem Yaşamı: Dead Olma Süreci

Per Ohlin zor bir çocukluk geçirdi. Ebeveynleri boşanmıştı, ve duyarlı bir çocuk olarak, bu durumdan psikolojik olarak etkilendiği için, kendisini yarattığı özgün tarzda sanatsal çizimleri ve sonrasında da müzik ile ifade etmeye başlamıştı. Kendisinden küçük olan kardeşi Anders ın anlattığına göre, okulda çocuklar Per farklı göründüğü için, ona sataşıyorlar ve dövüyorlardı. Bir gün, 10 yaşında iken çok ağır bir saldırıya uğradıktan sonra hastanelik oldu ve ölüme yakın bir deneyim geçirdi. Baygın olduğu sırada mavi ve sonrasında beyaz bir ışık gördüğünü söyledi. Daha sonra ölüm ötesindeki dünya ile ilgili şeylere ilgi duymaya başladı. Anders, Finn Hakon Rodlan’daki röportajında şunları söylüyor; “Pelle müzisyen olmasaydı bir illustratör veya sanatçı olacağını tahmin ediyordum. Küçüklüğünden beri çizgi romanlar okur, kendi çizgi roman ve karikatürlerini çizerdi. Önceleri hayvanların resimlerini çizdi, daha sonra savaş ve korku temalı çizimler yapmaya başladı, ve bunlar çoğunlukla mizah içerikli çizimlerdi. Bir gün, bir müzik grubuna başladığını söyleyince, tüm aileyi söke etti. Belki 14 veya 15 yaşlarındaydı. Daha önce hiç bir enstrüman çalmamıştı ve ilk gitarını, gruba katıldıktan sonra satın aldı. Zamanının çoğunu gitarı çalmaktansa, üzerinde resim yapmakla geçirirdi. Kurduğu müzik grupları sırasıyla “Ohlin Metal”, “Scape Goat” ve “Morbid”di.

Sanırım, Pelle’nin yapmaya çalıştığı, onun bir korku filmi izleme deneyimini yansıtacak bir müzik yaratmaktı. En büyük tutkularından biri, korku filmleri izlemek ve 70’lerin eski shock serilerini okumaktı. Korku filmleri izlerken hissettiğiniz şeyi yakalayıp, bunu müziğe transfer etmek istedi. İlginç olan benzerlik şu ki, bir çok korku filmi kaliteli bütçeli ve hala izlerken aynı ürpertici bir hissi hissediyorsunuz. Muhtemelen bu onu etkiledi, yani aynı hissi müzikte de yaratabilme fikri”.
Ayrıca, Per Ohlin’in harika bir oyunculuk yeteneği de vardı. Stockholm’da 1984 te kurulan, İsveç doom metal grubu Candlemass’ın “Bewitched” şarkısının videosunda zombi karakterlerinden birini oynadı. Bu müzik videosunu, Bathory’nin davulcusu Jonas Akerlund yönetti. Bewitched şarkısı, Axis Records’un Ekim 1987’de çıkardığı ikinci stüdyo albüm olan ‘Nightfall’ da yer alıyordu. Per, şarkıcılık, oyunculuk, çizim ve tasarım da dahil, bütün sanat formlarındaki becerilerini kullanmak için tutkuları olan, gerçek bir sanatçıydı. Anders sonra Pelle’nin Mayhem’e katılmak için Norveç’e taşındığını, ve babasının grup üyelerine yardım etmek için eski arabasını onlara verdiğini anlatıyor.

Şöyle devam ediyor: “Pelle, ham ve korku tarzında olan Mayhem’den etkilenmişti. Sanırım, Mayhem’in, Bathory’nin bir Norveç versiyonu olup, bir vokale ihtiyaçları olan olduğunu hissetti ve bu fırsatı kaçırmak istemedi. Bana bir Mayhem albümünü ilk kez gösterdiğinde, sadece logosuna bakarak ne kadar korktuğumu hatırlıyorum. Daha önce hiç öyle bir şey görmemiştim.
Her zaman parasızlıktan ve kalacak yeri olmadığı gibi şeylerden şikayet etti. Ama her zaman bir sahne, bir tür bir albüm gibi şeylerden bahsediyordu.

Bütün bunlar onun planladığı gibi olmadı ama yine de bazı şeyler aslında oldu. Hem sosyal hem anti-sosyaldi. İkimiz saatlerce, cennet ve dünya arasında ne varsa, her şeyden konuşurduk, bu yüzden insanlar onun için sessiz dediklerinde buna inanmakta güçlük çekiyorum. Pelle herkesle ve her şeyle konuşurdu! İnandığı şeyin arkasında durmaktan korkmazdı ve inandığı ve haklı olduğu şeyde hiç kimsenin sözüne bakmazdı. Sanırım bu bir çok kişiyi rahatsız etti. Arkadaşları onu, etrafında olmaktan zevk aldıkları harika ve eğlenceli biri ve aynı zamanda sırlarla dolu biri olarak hatırlıyorlar. Bizim ailemizde gizli bir şey olmazdı. Pelle yalan söyleyemez derdik. Ona gizli bir şey söylediğinizde çaresiz olurdu çünkü 5 dakika sonra oturur gerçeği annemize anlatırdı…Dindar değildi. Eski hikayelere ve efsanelere inanırdı. Ölümünden sonra yıllarca, kitapçılardan paket sipariş teslimi için telefon ettiler. Kitapların hepsi efsaneler ve büyüler ile ilgiliydi… Pelle hislerinden emindi ve sanatını icra etmesi için bütün enerjisini vermişti”.

Per Ohlin, onuru için yaşayan, dürüst ve cesur bir çocuktu. Ayrıca, intihar etme planları yapan bir kişinin, adresine kitapçılardan kitap siparişleri gelmesi biraz tuhaf bir durumdur. Yoğun bir şekilde kitap okuyan birisiydi. Aradığı kitaplardan biri, Jean Bodin tarafından yazılmış ‘Demonomanie Des Sorciers’ ti. Bu kitap, öldükten sonra ailesinin evine kitapçıdan sipariş gelen kitaplardan biri olabilirdi…1990 Mayhem İzmir konseri için mekanın düzeninden sorumlu, diğer bir organizatör Erdal Sertkaya, Per Ohlin ile uzun uzun sohbet ettiklerini, Per’un sakin, efendi, kibar ve fazlasıyla centilmen bir çocuk olduğunu söylüyor. Kuliste makyajlarını tamamladıktan sonra, Per’un kendisini çağırıp bir şeyler anlatmaya çalıştığını ama aradan uzun yıllar geçtiği için, detayları hatırlayamadığını söylüyor. İzmir konseri organizatörü Öğütverici, Per’un çok fazla konuşkan olmadığını, ancak kendisini sahneye çıkmadan önce, sahnenin yanında bir kızla konuşurken gördüğünü ve sonra, Per’un sohbet ederken ne kadar heyecanlı, enerjik ve mutlu göründüğünü söylüyor. Necrobutcher da şöyle diyor “ Pelle hiç kasvetli bir çocuk değildi. İçine kapanık zeki çocuk görüntüsünü bir kalkan olarak kullanıyordu. Sadece insanlarla sosyal ortamlarda iletişim kurmaktan kaçınmak için ya psikolojik problemleriniz vardır, ya da varmış gibi davranırsınız. Bu onun için sanatsal bir şeydi. Tanımadığı insanlarla arasına mesafe koymayı tercih ediyordu. Ona göre tanımadığı kişilerle havadan bahsetmek gereksiz bir şeydi. Onun ilgi alanları ile ilgili sohbet edecek pek fazla kişi yoktu etrafında”.

Apaçık görülüyor ki, Per, kendisini rahat hissettiği insanlarla daha çok etkileşim ve iletişim halinde oluyordu. Bulunduğu duruma ve ortama göre sosyal olmak veya mesafesini korumak onun kendi kararıydı. Morbid, ‘Year of the Goat’ röportajında şöyle diyor: “Dead, çok fazla mektup yazan birisi değildi. Konuşmak ona daha kolay geliyordu, bu yüzden beni telefonla aramaya başladı, genellikle gece yarısı sıralarında. Doğu Avrupa Folklor Müziği kullanmak da dahil olmak üzere, yeni yönlere, yeni projelere doğru gitmeyi düşünüyordu.” Per, kalem arkadaşına mektuplarında da bahsettiği gibi, teknolojiyi fazla sevmiyordu. İnsanların yüksek teknoloji ile nasıl değiştiklerini ve nasıl doğadan koptuklarını anlayacak türde entelektüel bir zekaya, ve olgunluğa sahipti. Per şöyle diyor: “İnsanların ormanlar ve doğanın yanında yaşamaları bir çok nesiller önceydi, ama şimdi bizler sadece bilgisayarlara ve iğrenç teknolojilere alışkınız. İnsanların yeni zamanlara ve yüksek teknolojilere kendilerini ayarlamaları, beyinlerimizi farklılaştırdı, iç güdülerimiz neredeyse yok oldu ve daha bir çok şey…Ama inanıyorum ki, bir kaç yüz bin yıl önce, bir çok davranışımız yönünden, hayvanlar gibi hissedebilirdik. Bir ormanda yeterince uzun bir zmaan yaşadın mı hiç? İşte o zaman zihninin daha ilkel olmaya doğru dönebildiğini hissettin mi?… an azından ben öyle hissediyorum. Örneğin, şarkı sözleri materyalleri için eski, yeni veya farklı fikirlere ihtiyacım olduğunda, bu yönde çalışmalar yapıyorum. Bunu denedim, yalnız ve yarı yıkılmış bir kabinde, karanlık bir ormanda, geceleyin. Modern zamanın en kötü yani, modern düşüncedir ve açıklanacak çok fazla şey var.” Per, doğaya hayrandı. Kendisi, Nature and Youth Field Biologists’e daha genç iken üyeydi. Bu, kardeşi Anders’ın anlattığına göre, bir gün trende gördüğü bir kadına, giydiği hayvan tüyü kürk mantonun gerçek mi yoksa sahte mi olduğunu kızgın bir ton ile sormasının sebebini açıklıyor. Genç bir çocuk iken, bir çevreciydi. Per geceleri, şarkı sözleri ve sanatı üzerinde çalışabilmek için yalnız kalmak istiyordu. Gerçek bir sanatçı olarak, yalnız zaman geçirmesi, doğayla bağlantılı olması, ona yeni sanat çalışmaları yaratması için ilham ve imkan veriyordu. Bunu kendini öldürme planları için yapmıyordu. Hayat ve insanlık ile ilgili filozofik ve sofistike görüşleri, hayran olunacak niteliktedir.

Per Ohlin, İsveç’te yeni bir hayata başlamak için hazırlık yapıyordu. Eski müzik grubu Morbid ile bir araya gelme planları yapıyordu. 1990’ in sonbaharında, Per Ohlin, İsveç’teki eski Morbid müzik grubundan Jens Näsström (Dr. Schits), ve John Hagström (Gehenna) ile nihayet İlk kez 3 yıl aradan sonra provalar için bir araya geldi. “I Love the Dead” adlı yeni bir şarkının ve “Deathexecution” şarkısının yeni versiyonunun da dahil olduğu bir single kayıt etmeyi planladılar. Doğu Avrupa Folk Müziği kullanarak, yeni bir projeye başlamak istediler. Per, Morbid grubunu tekrar kurmakta çok ciddiydi ve büyük olasılıkla Mayhem i bırakacaktı. Fakat her nedense, bu kadar somut adımlar atılmışken ve belirgin kısa vadeli planlar yapıyor iken, Per aniden intihar etti. Anne babasının da isteği ile, İsveç’te tekrar okula başlayacak ve sanat okuyacaktı. Çünkü İtalya’daki kalem arkadaşı Old Nick’e de mektuplarında bir çok kez bahsettiği gibi, ileride bir karikatürist olmak istiyordu. Arkadaşı ile planlarına göre, Pelle İtalya’ya gidecekti ve orada buluşup beraber Carpathian Kalelerini görmek için Transilvanya’ya gidecekler ve Doğu Avrupa’yı dolaşacaklardı.

Old Nick şöyle diyor: “Norveç’i ve insanlarını tolare edemiyordu. Sunacak hiç bir şeyi olmayan bir ulus olduğunu düşünüyordu. Hatta ülkeyi bırakıp gitmeyi hayal etti, tamamen İskandinavya’dan göç etmeyi, ve sonrasında da Transilvanya, Greenland veya İzlanda’da kalacak bir yer bulmayı düşündü. İnsanların nadiren görüldüğü bir yere yerleşmeyi istedi. Dahası, seyahat etmek istedi. İtalya’yı ve daha bir çok yeri ziyaret etmek istedi. Karikatürist olmak istedi. Başka bir değişle, planlar yapıyordu. Kısa bir süre sonrasında ise, intihar etti.

Per, 10 yaşında yaşadığı bir ölüme yakın deneyimin hayatını değiştirmesi, veya bununla ilgili olan algısına rağmen, kendini öldürmek isteyen birine benzemiyordu. Per, inanılmaz aşırı arkadaş canlısı kişiliği ile tanınıyordu ve bu sıcaklık, mektuplarında da apaçık kendisini gösteriyordu. Bütün o karanlığa ve vampirler arasında yaşama istediğine rağmen, kesinlikle kötü ve şeytani gözükmüyordu. Amacımız, nihayet yüz yüze tanışmak, buluşmak ve planladığımız yerlere beraber gitmekti. Ne yazık ki, o planların hiç biri gerçekleşmedi.”

Mektuplarında anlattığına göre Pelle, gizemli efsanelere, mitolojiye, vampirlere ilgi duyuyordu, ve her şeyi bilmeliyim, her şeyi öğrenmeliyim diyordu. Kişiyi bir kurt adama çevirdiği söylenen bir çiçek türünü bulmak istiyordu. Old Nick, Pelle’nin öldürüldüğüne inanmadı. Bu işte yanlış bir şeyler olduğunu hissetti. Andrea Boşetti’nin Vice’ta yazdığı kasım 2017 makalesine göre, Old Nick, Per Ohlin’in ölümünden sonra, Oystein’dan soğuk ve duyarsız bir mektup aldığını söylüyor. Mayhem gitaristi mektupta basitçe şunları söylüyordu: “Pelle intihar etti, ama şu sözünü ettiğin pul yapıştırıcısı iyi işimize yarar. Bize lütfen gönderir misin?” Oystein he zaman Per’un ölümünden çok sıradan ve eğlenceli bir olaymış gibi bahsetti. Bütün bu yaşananlar, onun duyarsız, acımasız, vicdan yoksunu biri olduğuna işaret ediyordu.

Cotard Sendromu spekülasyonları, Pelle’nin insanların etrafında sessiz kalmayı tercih etmesi veya beslenme alışkanlığının dışında, bazıları sahnede kendisini kesen, veya tuhaf, değişik davranışlarda bulunan tek sanatçı Pelle/Dead imiş gibi göstermek istiyorlar. Sahne karakteri olan “Dead” için, Per, sahneye çıkmadan önce kıyafetlerini toprağa gömüyor ve sahnede bunları giyiyordu, bulduğu ölü bir hayvanı bir torbaya koyup, ölümün nefesini vermek için sahne öncesi hayvanı kokluyordu. Bazen sahnede kendisini kesiyordu. Tüm bunları, sahnede dönüştüğü Dead personasına kendisini zihinsel olarak hazırlamak için yapıyordu. Bir sanatçı olarak, orijinal olmak ve ölüm konseptini mümkün oldukça çok hissetmek istedi ki, böylece bu deneyimi izleyicisi ile bir bütün olarak paylaşabilecekti. Göbeğinde derin bir kesik izi vardı. Ancak bunun sebebi, çocuk iken hastanelik olup, bir ameliyat olması gerektiğiydi. Per arkadaşı Old Nick’e bunu mektuplarından birinde, doktorun onu yanlış yerinden kestiğini, bu yüzden bedeninde büyük bir yara izi oluştuğunu açıklıyor.

İlginçtir ki, uzun bir süre Mayhem’de şarkıcılık yapan, sahne adı ile Maniac olarak bilinen Sven Erik Kristiansen de sahnede kendisini kesiyordu. Canlı sahne performansları uçlardaydı. Kendisini çok sıklıkta ve çok fazla kestiği için yoğun bakım ünitelerine götürülüyordu. Necrobutcher bir röportajında şöyle diyor: “Sanırım Maniac’ın kafasında problemleri vardı, deli gibi biriydi. Diyelim ki sahnedesiniz, ve kendinizden geçiyorsunuz. ‘Şarkı sözlerim neydi? Ah boş ver, onun yerine kendimi keseyim.’ dersiniz. Muhtemelen bu konuda aynı fikirde olmayacaktır. Hayır, bu nihilizmdir” Müzik tarihinde, sahnede kendisini kesen, kendisine zarar veren, veya uçlarda davranışlar gösteren bir çok sanatçı oldu. Bunlara sadece bir kaç örnek verecek olursak; Ozzy Osbourne sahnede bir yaraşanın kafasını ısırmıştı. Marilyn Manson sahnede kendisini kesiyordu, bir Nazi bayrağı ütüledi, strap-on dildo ile sex içerikli hareketler yaptı, izleyici kalabalığın üzerine idrarını yaptı. Sex Pistol grubundan Sid Vicious sahnede kendisini kesiyordu, gitarlara ve sahne ekipmanlarına zarar veriyordu. Red Hot Chilli Peppers, binlerce izleyicinin karşısında çırılçıplak gösteri yaptı. Iggy Pop camların üzerinde yuvarlanıyordu ve kendisini sahnede kesiyordu. GG Allın sahnede kendisini kesiyordu, ve kendi dışkısını yiyordu. Sahnede dışkısını yapıyor ve izleyicilere fırlatıyordu. He nedense, bu kişiler çok daha uçlarda şeyler yaparken, Per Ohlin sahne aktiviteleri ile hedef haline gelmişti.
Jorn Hagström, ‘Blood, Fire, Death’te Per için şöyle diyor: “Nasıl şarkı söylenir veya soundun nasıl olması gerektiği ile ilgili herhangi bir tartışma olmazdı: nasıl olması gerektiğini tam anlamıyla biliyordu. İlk günden beri grubun liderliğini yaptı. Güçlü inanç ve görüşleri vardı. Biraz tuhaftı. Çok yumuşak, kibardı ama aynı zamanda da dışarıya şeytani bir imaj vermeye çalışıyordu.” “Morbid grubu haftada 3 kez prova yapardı, Pelle diğer grup üyelerinden mükemmellik isterdi. Hatırlıyorum, eğer biri hata yaparsa, Pelle’nin çok fazlasıyla canı sıkılırdı. Eğer bir riff yeterince doğru değilse, grubu 10 kez üst üste, tatmin olana kadar çalmaya zorlardı.” – Blood, Fire, Death. Per sanatını icra etmekte profesyoneldi, ve Dead ve kötü imajı sadece sahne sanatı için kullanıyordu. Ayrıca, Mayhem ile yapılan et savaşları, sahnede domuz kafaları kullanmak sahne showları, grubun tümünün fikirleri ve imajıydı. “…Sahne showları çoğunlukla parasal yönden karşılayamayacağımız fikirler. Şu ana kadar yaptığımız şeyler: izleyenlerle yaptığımız domuz kafaları ve et savaşları, beyin ve kan etrafta uçar ve hoşuma gittiği için kendimi kesmem. Sanırım bunu sahneye uyduğu için yapabiliyorum…” – Per, interview for the Brütalizer zine. Sahnede kendisini kesiyordu, çünkü bunun sahne showuna uyduğunu düşünüyordu ve kendisini kesmesi, zaten yeterince ürkütücü olan tüm atmosferi sadece tamamlıyordu.

Euronymous : Ohlin’in Ölümünden Sorumlu ve bir Megolaman mı?

Necrobutcher/Joern, Pelle’nin ölümü ile ilgili çok üzgün olduğunu, bugün bile acı çektiğini, yıllardır ağladığını söylüyor. Oystein’ın alçak ve arkadan bıçaklayan biri olduğunu, ona hala kızgın olduğunu, kendisi yıllardır yaş tutarken, Oystein ın Per Ohlin’in ölümünden mutluluk duyduğunu söylüyor. Joern, Oystein’ın yaptığı şeye bir tepki olarak bir dönem gruptan ayrılmıştı. Oystein, 1992’de gruba baş gitarist olarak Varg i getirdi. Fakat 1993’te Necrobutcher i arayıp evine davet etti ve gruba tekrar geri dönmesini istediğini söyledi. Necrobutcher, Oystein’ın Per’un resimlerini yok ettiğini düşünerek, tekrar gruba katılmaya karar verir. Ancak bir kaç hafta sonrasında Oystein, Varg Vikernes tarafından öldürülür. Necrobütcher, Oystein ın Per’e yaptıklarından sonra, karmanın önü bulduğunu, ve Varg yapmasaydı, onu kendisinin öldürmek için yola çıkacağını söylüyor. Joern, hala Per için üzülür ve onun cesedinin resminin basıldığı t-shirtleri satanlara ve giyenlere kızarak tepki gösterdiğini söyler: “Bazı fanlar için, bu sadece bir Mayhem konseri değil, daha çok seyahat eden bir cinayet sahnesi. Eskiden onlara saldırırdım, onları ölümle tehdit ederdim, ve defolup gitmelerini söylerdim! Ama artık daha çok uyuştum…”

Oystein kendisine “Euronymous” diyordu ve bu ilginç bir şekilde, Yunan mitolojisindeki ceset yiyen demonun “Eurynomos” adının yazılısına çok benziyordu. Latincede “Eurynomos” olan bu demon, Satanik İncil’de “Euronymous” olarak geçer. Wikipedia’da geçen bilgiye göre: “Euronymous ayrıca görünmez ve soyut şekile dönüşme yeteneğine sahipti, mükemmel bir casus! Düşman Philonecron tarafından, başkahramana casusluk yapması için kiralanmıştı.” İlginç olan şu ki, Oystein, yazdığı mektupların birinin sonunda, gerçek adının Euronymous olduğunu, kendisinin “Grymyrk Prensi” olduğunu yazmıştı. “Grymyrk” kelimesinin anlamı “Zulüm /acımasızlık” tır. Oystein kendisine “Zulüm Prensi” diyordu. Kendi yasal adını inkar edip, insanlara gerçek adının Euronymous olduğunu söyleyecek derecede hayalperest olmalıydı.
Mayhem grubundaki arkadaşları, Oystein ‘ın teatral bir kişiliği olduğunu, dışarıya sahte bir yüz sergilediğini söylerler. Demon kendisini gizler ve bir ajan gibi davranırdı. Oystein her zaman, suçlara doğrudan adını karışmadığını söylüyordu, çünkü kendisini gizlemesi gerektiğini biliyordu. Ayrıca insanların mutlu olmalarını istemediğini, acı çekmelerini, diktatörlük altında çürüyüp ölmelerini istediğini söylüyordu. En önemlisi ise, açıkça, soğukkanlı bir şekilde bir insan öldürmekte hiç bir zorluk çekmeyeceğini ve bir cesetin herşeyinden faydalanmak gerektiğini ifade etmişti. Bazı kişiler, Euronymous un, Per’un öldükten sonra beyin parçalarını yediğini iddia eder. Bu da insan eti yiyen demon karakteri ile benzeşmektedir.Ayrıca, Per Ohlin’in kafatası parçalarından kolyeler yapmı sve dünyanın her yerine, beyin parçaları ile birlikte göndermişti.

Oystein, Per sözde metal müziğin reklamlaştığından şikayet ettiği için kendisini öldürdüğünü iddia etti. İronik olarak, bu aslında kendi fikriydi. Kendi kişisel ve iş kazançları için Per’un ölümünü kullandı. Oystein kendi adının Euronymous olduğunu söylerken, demon ile aynı karaktere sahip olduğu için, belki de doğruyu söylüyordu…

Satyricon’dan Sigürd Vongraven şöyle diyor: “Eurnonymous ile bir anlaşmazlık içerisindeydim. Beni dövmeye çalışıtı. Gözümü korkutamadığını veya küçük parmağının etrafında çeviremeyeceğini anladığında ki ben zeka ve karakter olarak buna hazırdım, beni yenmeye çalışmaktan vazgeçti ve bunun yerine beni kazanmaya çalıştı. Dürüstçe doğruyu söylemek gerekirse, Euronymous’un yaptığı bir çok şeyin oldukça aptalca olduğunu hissettim. İnsanlara, kendisinin hiç bir zaman yapmaya cesaret edemeyeceği işleri yapmalarını isterdi. Ve çok fazla konuşur ama çok az iş yapardı.” Oystein, mektuplarından birinde, Necrobutcher’in kız arkadaşı ile ilgili aşağılayıcı bir şekilde konuşuyordu ve şöyle yazıyordu: “Basçımız haricinde, hepimiz Mayhem ile birlikte aynı evde yaşıyoruz. O kendi sisko, aptal kız arkadaşıyla yaşıyor. (küfür eder) Ondan nefret ediyorum!” Oystein etrafındaki herkesden nefret ediyordu. The Death Archives’da Jorn Stubberud/Necrobutcher şöyle diyor: “Pelle, bir süre benimle, biraz da Oystein ıle yaşadı. Sonrasında, onu gençlik kulübünün yanmamış bölümüne yerleştirdik. Pelle Noel için İsveç’e döndü. Geri döndüğünde, birisi içeri girmiş ve bazı karıkotur kitaplarını çalmıştı. Kitaplarını kim çalmış olabilirdi? Etrafında ona bilerek zarar vermek isteyen birileri vardı. Oystein’ın, kendi ifadeleri ile doğruladığı üzere, insanlara zarar vermek ve öldürmeye çalışmak gibi olayları vardı. Anders Odden ın Once Upon a Time in Norway’de şöyle diyor: “Oystein’ın Mayhem ile ilgili yazı yazmak için bir fanzinden, Norveç’e gelen Polonyalı bir çocuğu zehirlediğine dair bir söylenti vardı. Çocuk Mayhem ile bir aydan fazla kaldı ve para ödemiyordu. Oystein, çocuğu kurşun ile zehirlemeye başladığını söyledi. En sonunda çocuk gitti ve ondan hiç bir zaman haber almadık.” Polonyalı çocuğun adı Marcı idi. Slayer #8 den alınan bir röportajda şöyle deniyor: “Arkadaşımız Marcı ile son zamanlarda hiç iletişime geçtin mi? Euronynous cevap veriyor: “Bu çok irite edici, çünkü yeni duyduk ki, yakın zamanda Chicago’ya taşınmış! Bunu nasıl başardığı bir gizem, ama intikamımız onu orada bulacak. Ne yazık ki, ona verdiğimiz zehir, onu öldürecek kadar güçlü değildi, ama o ölene kadar ben pes etmeyeceğim. Amerika’ya gelmesi onun hayaliydi ve şu an muhtelemen mutlu olmasından nefret ediyoruz. Ama zehirin de ona acı veridiğini biliyoruz, ve bundan dolayı büyük bir acı çekiyor, ve biz onu daha öncesinde öldürmezsek, en sonunda muhtemelen kanser olacak… O ölecek.”

Oystein Aaarseth, Varg Vikernes tarafından, 1993 yılında Oslo’daki apartman dairesinde bıçaklanarak öldürüldü. Cinayetin bir güç savaşı sonucu meydana gelip, Oystein ın Varg’a büyük bir miktar telif hakları borcu olduğuna dair söylentiler vardı. Varg şöyle diyor: “Oystein arkadaşlarına, beni öldürmeyi planladığını söyledi. Oystein’ın beni bağlayacağını, bana elektro şok vereceğini, sonra beni ormana götüreceğini, bana işkence edeceğini, öldüreceğini ve bununla da bir snuff filmi (gerçek cinayet filmi) yapacağını duydum.” Ve sonra, Oystein kendisini yeni grubu için sözleşmeyi imzalamaya çağırdığında, asıl niyetinin önü tuzağa düşürmek olduğunu, bu yüzden de yaptığı şeyin teknik olarak adam öldürme olduğunu ama, nefsi müdafaa niyetli bir şey olduğunu söylüyor. Oystein gibi, insanlara ölüm tehditleri gönderen, ceset fotoğrafları çeken ve cesedin parçaları ile korkunç şeyler yapan, öldürme niyetli adam zehirleyen biri için, snuff filmi yapmak çok da tuhaf bir hareket değildi. Kişiliği ile karşılaştırıldığında, bu normal bir davranıştı. Necrobutcher, Heavy Concequence’e verdiği röportajda şöyle diyor: “ Oystein’ı öldürmek istedim çünkü ona kızgındım, ama daha sonra duydum ki, Varg onu zaten öldürmüş ve Norveç polisi Varg’in telefonunu tapelemiş, yani neden Oystein’ın evine gittiğini biliyorlardı. Polis ‘bu adamı kilise yangınları için yakalayamadık, öyleyse bu iki adamı da aynı anda haklayalım’. Bu Oystein için kötü karmaydı, hepimiz Pelle’ye ne yaptığını biliyoruz.”
Polis, Oystein’ı önceki suçları için tutuklayamadığında, görmezlikten gelmek için zorlanmış mıydı? Bu nihayet iki suçlunun da icabına bakmaları için bir fırsat miydi? Varg, Oystein’ın tehdit ettiği son kişi öldü, ancak bu sefer hayatını kaybeden kişi kendisi oldu. Karma gizemli bir şekilde çalışır, ama buna rağmen, hiç bir şey Per Ohlin’i geri getirmeyecek. Varg, bazı kilise yangınlarından sorumluydu. Ve Oystein yakalanıp, kendi suçlarından hapise girmek istemiyordu. Çok panikledi ve Helvete dükkanını kapattı. Bu yüzden polis iki suçluyu da hakladı. Biri ölecek, diğeri de hapse girecekti. Bir taş ve iki kuş. Polis bir cinayeti neden engellemez? Vikernes kilise yangınlarına karışmıştı, ve bir kaç davadan suçlu bulunmuştu. Varg’in ayrıca Lillehammer’de bir adam öldürdüğü de iddia ediliyordu. BT gazetecisi Finn Bjorn Tonder, namı Count Grishnackh olarak da bilinen Varg ile bir görüşme ayarladı. Gazeteciler bir apartmana götürüldü ve kendilerine, polisi ararsa vurulacakları söylendi. Vikernes ve ortakları, gazetecilere kiliseleri yaktıklarını, ve kimin yaptığını bildiklerini ve saldırıların devam edeceğini söylediler. Şeytana tapar olduklarını iddia ettiler ve şöyle dediler: “Niyetimiz korku ve kötülük yaymak.” Vikernes, Stavanger’deki kilise hariç, bütün kilise yangınlarının bir kişi tarafından yapıldığını söyledi. ‘Bir kişi’ derken kimi kastediyordu? Sahne arkasındaki o kişi kimdi? Varg, Black Circle tarikatında Oystein ile birlikte çalışıyordu. Bazı konularda güç savaşlarına girmeden önce çok yakınlardı. Diğerleri her türlü suçlarda aktif bir şekilde yer alırken, Oystein işleri sahne arkasından yönetmeyi seçti. Esasında, ikisinin de silahları vardı, ikisi de teistik Satanist olarak aynı faaliyetleri gösterdiler. Ayrıca Oystein’ın insanlara ölüm tehditleri göndermek gibi bir alışkanlığı vardı. Per Ohlin’in olduğu gün, Oystein polisi hemen aramadı, onun yerine, evde, cinayet mahallinde diğer şeylerin icabına bakmak için yavaştan hareket etti. Bazı silahları ve bazı diğer şeyleri yok etmek gibi bazı delillerden kurtulmak için zamana ihtiyacı olması mümkün muydu? Medyanın sana inanmanı söylediği hikayeyi körü körüne kabul etmektense, sorgulamak her zaman iyidir. 1994’te, nihayet Vikernes birinci dereceden cinayetten, kilise kundaklamaktan ve patlayıcılar taşımaktan suçlu bulundu.

Polis, evinde 150 kg patlayıcı ve 3,000 atım cephane buldu. Ancak, 21 yıl yıl hapis cezasına mahkum edildiyse bile, 2009 yılında şartlı tahliye edildi. Polisin adalet sağlaması ve bireylerin hayatlarını koruması gerekiyordu, ancak akıllarında başka bir acenda mı vardı? Bu, Per Ohlin öldüğünde polise rüşvet mi verildi yoksa susturuldu mu sorusunu gündeme getiriyor, çünkü intihar hikayesinde bazı şeyler bir anlam ifade etmiyordu. Oystein’ın arkadaşı Anders Odden, Oystein cinayetiyle ilgili şu yorumu yaptı: “Sonunun öldürülmek olması garip değildi. Hiç bir sonuç doğurmadan, insanları öldürmekle tehdit edebileceğini düşünüyordu. Bence o gittikten sonra birçok insan rahatladı.” Yazar ve müzisyen Erlend Erichsen de Odden ile aynı fikirdeydi ve şunları söyledi: “Kimse onlara patronluk taslamak için orada değildi. Black Metal polisi gitmişti”.
Manheim da Oystein’ın “aşırı” hale geldiğini belirtti ve şunları söyledi: “İnsanlara değersiz olduklarını, ve en iyi kendisinin olduğunu söylemeyi severdi. Tamamen, “Black metali ben tanımlarım. Ben Black metalim!” dermiş gibi bir tavırdaydı… Mayhem imajının içinde hapsolmuş gibiydi. Bir megalomana dönüştü”. Pure Fucking Mayhem belgeselinde şöyle diyor: “Oystein’ın günlük hayatı Euronymous’un black metal arketipine dayanan tam bir tiyatroydu. Bu gerçek hayat “tiyatrosu”, açgözlülüğe, kıskançlığa, nefrete, yalanlara, güç mücadelelerine, suçlara, ihanetlere, cinayetlere yol açan karanlık bir kötülükle başladı ve sonunda karma ile sona ererken, masum bir çocuk olan Pelle bu canavarların elinde hayatını kaybetti.
Per Ohlin, Osterhaninge Kyrkogård, Klockarlotsvägen 14A Osterhaninge, Haninge kommun, Stockholms län, 13795 İsveç’te gömüldü. Jorn Stubberud, Per’in cenazesine katılan tek grup üyesiydi…. Ve Oystein Aarseth mektuplarından birinde tam olarak şu ifadeleri kullandı: “Cenazesine katılmayacağız. Dead bundan nefret ederdi. Çok pahalı. Annesi orada olmamız gerektiğini söyledi ama umurumda değil (küfür eder), terapist değilim (küfür eder). Basçımızın orada olacağına eminim, ancak bunun nedeni kan görmeye bile cesareti olmayan duygusal bir pısırık sıkıcı olması.”… Ama bu tiyatroda, son perde çağrısının zamanı geldiğinde, Oystein kendi kanında boğuldu.

Per Ohlin, hayatını kaybetmeseydi, okulda muhtemelen güzel sanatlar veya sinema gibi sanat ile ilgili bir bölüm okuyaçtı. Başarılı bir karikatürist olacağına hiç şüphe yoktu. Müziğinde işlediği korku ve ölüm temasını, profesyonelce diğer sanat dallarına aktarabilecek, ve muhteşem sanat eserleri yaratacaktı. Yetenekli, ruhani, onuru ve hayalleri için yaşayan, dürüst bir çocuktu
Diğer dünyadaki ışığa göçmeden önce, bu dünyada bir amacı ve görevi olduğunu söylemişti…Daha yapacak çok işi vardı… Ne yazık ki, yanlış yerde, yanlış insanların arasında değerli hayatını kaybetti…Mayhem’in tek gerçek yüzü, efsanevi ‘Dead’, altın kalpli çocuk Per Ynğve Ohlin, aslında ‘Dead’ ‘Ölü’ değil, sonsuza ve sonsuzluğun ötesine kadar yaşayacak bir efsanedir…

Kaynaklar

  • Once Upon a Time Norway documentary
  • Abo Alsleben, Mayhem Live in Leibzig, Wie Ich Den Black Metal Nach Ostdeutschland Brachte
  • Oystein Aarseth, a letter to Abo Alsleben. Mayhem Live in Leibzig, Wie in Den Black Metal Nach Ostdeutschland Brachte
  • Jorn Stubberud – Helvete, Historien Om Norsk Black Metal, NRK
  • Uffe Cederlund – Musikens Makt Podcast, 2019
  • Pelle Ohlin – Letters From The Dead
  • Anders Ohlin – P3 Dokumentar Podcast, Black Metal – Morden, 2017
  • Kjetil Manheim – Once Upon A Time Norway Documentary
  • John Stubberud – The Death Archives
  • Jens Nasstrom – Bardo Methodology, 2017
  • John Hagstrom – Blood, Fire, Death
  • Jon Axel Blomberg – Interview by Dmitry Basik, June 1998
  • Per Ohlin – Battery N5 Interview
  • Episode 2- It Is I Who Is Death, NRK TV
  • Episode 3- Hell Opens, NRK TV
  • Morbid – Year Of The Goat
  • Serialkillersink.net
  • Euronymous interview in Swedish Radio 1993, Antichrist Magazine TV

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu