KritiklerÖne Çıkan

Blood Red Throne – Nonagon (Albüm İncelemesi)

Soulseller Records – 2024 – Norveç

Müzik bir tür içsel yolculuktur. İnsanoğlu maceralı yolculuklara çıkmayı, kendisini şaşırtacak ve etkileyecek yepyeni yerler görmeyi sever. Belki de bu nedenle yıllardır pek çok metal grubu şarkılarıyla bizleri başka dünyalara götürmeye, rutinimizden uzaklaştırıp güvenli limanlarımızdan, evlerimizden başka yerlere götürmeye çalışıyor. Bazı gruplar bunu şarkı sözleriyle yapıyor. Bu yüzden ellerimizde baltalar ve kılıçlarla Viking savaşçıları olarak başka ülkeleri yağmaladık, arenalarda savaştık ve hatta son nefesimizi verip Valkyrie’lerle Valhalla’ya gittik. Alevden kanatlarımızla İkarus gibi denizin üzerinde süzüldük ve tam da bu yolculuğun hüsranla sonuçlanacağını anladığımız anda suya çakıldık.

Dinlerken seyahat etmek hem keyifli hem de rahat, çünkü oturum bittiğinde tekrar evdeyiz. Benzer şekilde, bazı gruplar bunu müzikal olarak da yapıyor. Sürekli hareket halinde olan ve albümden albüme büyük değişimler gösteren müzikleriyle bizi bu yolculuğa çıkarıyorlar.

Bu iki kategoriye de girmeyen, ne lirik ne de müzikal yollarında keskin dönüşler yapmayan gruplar da var. Bu gruplar her albümde dinleyicilerine kendi güvenli limanlarını açar, bulundukları ortamı değiştirmeden gelişir ve evrilir, albümler arasında dinleyicilerine ev hasreti çektirir ve her albümde onları tekrar eski evlerine buyur eder.

Birçok metal grubu ilk başladıkları zamana kıyasla çok farklı bir yerde. Bazı dinleyiciler bu durumu olumlu karşılarken bazıları da önyargılı davranıyor. Açıkçası ben ikisinin ortasındayım. Müzik benim için kabul edilebilir sınırlar içinde olduğu sürece sorun yok. Ancak yukarıda güvenli liman olarak tanımladığım gruplar ne zaman bir albüm yayınlasa eve dönme vaktinin geldiğini anlıyorum.

Biliyorum biraz uzun bir giriş oldu ama Blood Red Throne’un yeni albümü Nonagon’u dinlediğimde aklıma otomatik olarak bunlar geldi. Tchort ile birlikte kurucu üye olan Død dışında grubun kariyerinde kuruluşundan bu yana birçok üye değişikliği yaşandı. Bu durum grubun kariyerindeki 4. vokaliste sahip olduğu bu albüm için de geçerli.Blood Red Throne’un geçmişte zaman zaman daha ortalama işler yapmış olsa da son 2 albümde oldukça tatmin edici olduğu çok açık. Yeni vokalist Sindre’yi de en az bir önceki Yngve kadar beğendim. Müzik bir önceki albüm Imperial Congregation ile benzer bir yapıya sahip.

Blood Red Throne’un en önemli özelliklerinden biri Norveçli olmalarına rağmen Amerikan death metal gruplarına yakın bir müzik yapmaları. Bu özellik halen devam ediyor. Bu açıdan grubu her zaman bir başka İskandinav grup olan İsveçli Vomitory ile karşılaştırmışımdır. Ne tür bir müzikten bahsediyoruz? Ortaya çıkmaya cesaret eden herkesi hırpalayan vahşi bir müzik. Özellikle iyi bir hi-fi ekipmanı ile asfalt sıkıştırıcı etkisi yaratabilir. Tam da bu tarz death metalin olması gerektiği gibi.

Başından sonuna kadar kaliteli müzik sunan albümde dolgu şarkı yok. Son olarak Yunan sanatçı Giannis Nakos tarafından yapılan albüm kapağının harika olduğunu eklemeliyim.

Yılın en iyi death metal albümlerinden biri. Nokta.

9/10

Bu albüm incelemesi İngilizce dilinde Metal Inspire sayfasında da yayınlanmıştır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu